Gölgen peşini bırakmaz!

~ 03.03.2012, Umur TALU ~
Bir bakmışsın, kendi gölgende boğuluyorsun.
Bir bakmışsın, kendi çamurunda debeleniyorsun.
Bir bakmışsın, kendi izlerinle takip ediliyorsun.
 
***
 
En yakın sandıkların hançerlemeye başlar.
Bir safraya dönüşürsün; şenlikli bir gecenin bakiyesi iğrenç bir kusmuk gibi gömmeye uğraşırlar.
Kendilerini kurtarmak için senden kurtulmak isterler.
Kendilerininkine karışmış parmak izlerini yok etmek için senin parmağını keserler.
Ne etmişsen, aynısını edecek birileri çıkar; hem de en yakından.
Ne ekmişsen, aynısıyla seni biçecek bir gün gelir; hem de fazla uzatmadan.
 
***
 
Darbecisin, mesela.
90’ına gelmişsin.
Astıklarının, darbe için kırdırdıklarının, canını ve hakkını gasp ettiklerin… Günahlar ruhunu kemire kemire çürütmüş çoktan.
Önünde diz çökenler, el öpenler, okunda boncuk bulanlar, oylarını sandıkta postallarının altına seren şaşkın millet, “Türk-İslam sentezi” cemaatleri, kimliksiz, kişiliksiz burjuvazi çoktan arazi olmuş.
Ömrün, ruhun huzursuzlukla tıka basa dolsun diye uzun kalmış ama, ölümün itibarsız.
Bir devlet töreni koparsan dahi, ruhun öyle lime lime kopacak bedeninden.
Böyle işte, işte böyle!
 
***
 
Patronsun, mesela.
80’ine varmaktasın.
Bu yoksul ülkede, servet, şöhret, itibar, en değerli gazeteler, eli kalem tutan nicesi senin olmuş.
Düzgün bir yolculuk yetmemiş; seni yok etmek istemiş kim varsa, onları da rezil eden ulaklar, uşakları vezir etmiş, onlara benzemiş, herkesi yok etmek için bilenmişsin.
Kudretine tapmış, un ufak itibarın üstüne basa basa büyüdüğünü sanmışsın.
Gücün karşısında eğilen siyasetçi, çantacı yazılmış gazeteci, sütun sütun tetikçi, biatçi, itaatçi, çekyatçı; sanmışsın ki, her mevsim yazdır.
Oysa bazı mevsim ayazdır.
Şimdi mal, mülk elbet kalacak sonrakilere…
Peki başka?
Böyle işte, işte böyle!
 
***
 
Gazetecisin, sen de.
Kifayet etmemiş, bir sürü şey olmak istemişsin.
Patronla patron, iktidarla iktidar, başbakanla başbakan, paşayla paşa, muhtırayla muhtıra, darbeyle darbe, işadamıyla işadamı, Tüsiad’la Tüsiad; güçlü ne ve kim varsa, hepsiyle birlik, hepsinden bir parça, hepsiyle paramparça.
Küstahlık, kibir, gazeteciliğin kimyasını bozma, kendinden ve klonlarından Frankenştayn yaratmalar.
Vicdanını şaşırmış, yolunu şaşırmış, mışmışsın!
Bir gün bile düşünmemişsin; değer mi, diye.
Bir ihtiras, bir iştah, bir histeri yani!
Onun üstüne bas, berikinin canına oku, ötekinin hayatına kast et!
Etrafta yalakalar, yalamalar; kakarakikiri; hep böyle olur sanmışsın.
Şimdi ne oluyor?
Sahip satıyor, kurtlara atıyor.
Tebaan sandıkların, kırbaçlayıp taşlayıp her parçanı aslanlara fırlatıyor.
Araziye uyup ilişmişliğine yılışmış olanlar, şimdi arazi olup kirişi kırıyor, kırık koltuk gibi çöpe yolluyor seni.
İstersen inanma ama, yine içim acıyor.
Çünkü en kötüsü budur.
Gölgenin seni boğması, arşivin seni yutması, geçmişin gülle gibi ayağına dolanması, kankaların bir ötekinin kanına girmesi,  tarihin sürekli hesap sorması, hep katran ve tüye bulanmışlık, çamurun üstünden hiç çıkmaması, kendi ayak izlerinin asla peşini bırakmaması.
İyi eğlenmiştin belki…
Ama hayat esasen trajedidir.
Böyle işte, işte böyle!
 
***
 
Tabii devir değişmiş.
Dünün muktedirleri, halleri vakitleri yerinde olsa da, ruhen perişan olmuş; güçlü, otoriter iktidar önünde yere kapaklanmış.
Kimi ruhunu satarak, kimi geçmişine küfrederek, kimi adam asarak sıyırma telaşında.
Bugünün hükümdarları; bu kez onların yalakaları, ilişmişleri, güce tapanlar, güçle yatanlar, güçten nema, mama kapanlar bir mağrur bir mağrur.
Bir kibir, bir kibir!
Aha işte öncekilerin, ötekilerin hali!
Kibrin, ibret alsın!
Afra tafran, az bir dursun!
Küçümsemen, çocukları ezip geçen otoriten, hükmetmenin dünyevi hazzı, iktidar hedonizmi derken…
Kibrin sonu da kabir!
Ölümsüz sanılan kudret, toprağın altında, hepimiz gibi bir gün böcekler önünde toz toprak olacak.
Geriye ne kalacak?
Böyle işte, işte böyle!
 
(Habertürk)
Umur TALU | Tüm Yazıları
Hits: 1130