'Yetmez Ama Evet'çiler Acaba Neler Hissediyor?

~ 18.02.2012, Emre KONGAR ~

İktidar içindeki ittifaklar arasında savaşdenilen son olaylar, en azından bir somut gerçeği açıkça ortaya koydu:

Türkiyede yargı erki bütünüyle yürütmenin etkisine girmiştir!

***

Burada daha önce de yazdım:

Zaten esas olarak yargı erki yasalar üzerinden kullanıldığından, bu yasaları Meclis yaptığı ve Meclis de hükümet partisinin çoğunluğu tarafından kontrol edildiğinden, yargı erki yürütmenin istediği ilkeler çerçevesinde işler

Yargının hem esas üzerindeki kararları hem de usul kuralları açısından bu işleyiş Mecliste çoğunluğa sahip olan iktidar partisi tarafından belirlenir.

Bu, bildiğimiz bir gerçek!

Devletin temel yapısındaki işleyiş bakımından iktidarın düzenlemeleri sorun yaratmasın diye de yasaların anayasaya uygun olması kuralı vardır ve bu kuralı Anayasa Mahkemesi denetler

Denetler ama iktidar, yasama gücünü kullanarak, Anayasa Mahkemesinin yapısını da değiştirebilir

Nitekim, değiştirmiştir de!

Özet olarak, zaten mevcut yargı ve onun arkasındaki tüm yasal sistem, iktidar tarafından belirlenmiştir

Üstelik AKP iktidarı bu sistemde çok radikal değişikliklere gitmiş, hem özel yetkili mahkemeler gibi bir kurum güç kazanmış hem de yeni yasalarla temel hak ve özgürlükler genişletileceğine daha da daraltılmıştır.

Bütün bunlarla yetinmeyen iktidar, 2010 yılında 12 Eylül tarihinde yaptığı yargı referandumuyla, yargının sadece temel işleyişini değiştirmekle kalmamış, günlük işleyişine doğrudan müdahale edecek bir yapı da oluşturmuştur.

Bu referandumda Yetmez ama, evet! diyen bir grup vardı:

Kendilerini liberaldiye tanımlayan ama liberallikleri çok tartışmalı olan bu grubun görüşüne göre, Türkiyede ceberrut bir yargı erki vardı

Bu yargı, çok geniş yetkilerle donatıldığı için siyasetin de alanını sınırlıyor ve kısıtlıyordu

Bu nedenle de yargı erki yeniden düzenlenmeli, siyaset yargı denetiminden kurtarılmalı ve daha özgürleştirilmeli, böylece demokrasi güçlendirilmeliydi!

Karşı görüştekiler ise, 2010 referandumunun yargıyı tümüyle siyasal iktidarın emrine vereceğini ve yargı bağımsızlığından artık söz edilemeyeceğini öne sürüyorlardı.

Referandum, AKP iktidarı ve müttefiklerinin, elbette başta da Yetmez ama, evetçilerin yüzde 58 oranında oy almalarıyla sonuçlandı.

Bugün yaşanan kriz, adına ister yargı-yürütmeçatışması, ister AKP-Gülen cemaati çekişmesi”, isterseniz iktidar içi paylaşım kavgasıdeyin, esas olarak 12 Eylül 2010 referandumunun doğrudan sonuçlarından biridir.

Hem özel yetkili mahkemelerin tasarruflarını iktidar kanadında bile tartışmaya açmıştır

Hem siyasal iktidar, hoşuna gitmeyen işler yapan bir savcıyı hemen görevden aldırmış

Hem de Mecliste bu olaya özgü, kişiye özel bir yasa yapılmasına başlanmıştır.

Üstelik ortaya saçılan iddialara en son bir yenisi de eklenmiş, Silivride yıllardır süren sahte belge üretimive sanıkların bu belgeler üzerinden yargılanması tartışmasına, Gülen cemaati kanadından, savcının dış güçler tarafından üretilen sahte belgelerle yanıltılmış olabileceği olasılığı dile getirilerek yeni bir boyut kazandırılmıştır.

Şimdi merak ettiğim konu şu:

Acabajüristokrasiden”, “yargıçların egemenliğinden”, “ceberrut yargıdanşikâyet eden Yetmez ama, evet!çiler

Referandum öncesi HSYKnin rutin düzenlemelerine, Süren davalara müdahale edilecek diye ekranlarda ve sütunlarında canhıraş haykırışlarla karşı çıkanlar

Bu durumdan herhangi bir vicdan azabı, bırakın vicdan azabını, herhangi bir rahatsızlık hissediyorlar mıdır?

Referandum sonrasında ortaya çıkan yapıyı, tayinleri, terfileri bir yana koysak bile, bu son kriz sırasında olup bitenleri, Türkiyede demokrasinin gelişmesiolarak değerlendiriyorlar mıdır?

Vicdanları hiç sızlamıyor mudur?

Özeleştiri yapanlar var mıdır?

Çok merak ediyorum doğrusu, bu demokrasi şampiyonlarının(!)şu andaki hissiyatları nedir acaba?

(Cumhuriyet)

Emre KONGAR | Tüm Yazıları
Hits: 1187