Adalet Bakanı'na açık çağrı

~ 09.02.2012, Taha AKYOL ~

BUGÜN özel yetkili savcılar MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı, eski Müsteşar Emre Taner’i ve eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş’i şüpheli sıfatıyla sorgulayacaklar. Sorgulamanın konusu, devlet adına Oslo’da PKK’yla yapılan görüşmeler! Bu tabloyu devlet yönetimi bakımından da, hukuk ve adalet anlayışı bakımından da fevkalade vahim buluyorum.

Devlet bir eliyle doğru ya da yanlış, terör örgütüyle görüşmüştür. Dünyanın her tarafında devletler gerek gördüklerinde özel organlarıyla bunu yaparlar. Fakat şu garabete bakın, devlet bir eliyle bu görüşmeyi yapıyor, öbür eliyle sorguluyor! Şimdi düşünelim, bundan sonra hangi yüksek dereceli bürokrat devletin yüksek sorumluluk gerektiren bir görevini üstlenebilir?! Bundan sonra gerek dışişlerinde gerek istihbarat ve emniyet işlerinde hangi devlet görevlisi sorumluluk üstlenerek, alışılmışın dışında yeni politikalar, yeni davranışlar geliştirebilir?!
Bir eli öbür elini soruşturan bir devlet izleyeceği politikalar konusunda tutarlı ve güven verici olabilir mi? Bugün yapılacak olan soruşturmanın devlet yönetimiyle ilgili sakıncalarını daha uzun boylu anlatmaya gerek var mı? 
Adalet açısından
Devlet yönetiminde bu şekilde sakıncalar ortaya çıkaran tabloya bir de adalet açısından bakalım.
Evvela şunu belirteyim, hiçbir devlet görevi hukuku çiğneme yetkisi vermez. Onun için devlette hakkında soruşturma açılamayacak görev ve işlev olamaz. İşte hukuk devleti, geçmişte devletin“gizli görevi” diye icra edilmiş olan faili meçhulleri soruşturuyor. Elbette soruşturacak.
Cumhurbaşkanı hakkında bile Anayasa’da sorumluluk ve yargılanma düzenlemesi vardır.
Elbette MİT Müsteşarı ve arkadaşları da soruşturulabilir ama bunun hukuk devletinde usulleri ve teamülleri vardır. MİT Müsteşarı ve arkadaşlarını rencide edici “şüpheli” sıfatıyla çağrılmak yerine “ifadesine başvurulan” sıfatıyla çağrılması daha nezaketli bir tavır olmaz mıydı?
‘Özel yetki’ sorunu
Hukuki bakımdan daha önemlisi şudur: Özel yetkili mahkemeler ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 250. maddesinde getirilen “katalog suçlar”a ilişkin düzenlemenin yanlışlığı ortaya çıkmıştır. Gerek bu olayda ve gerek başka örneklerde yargıya verilen “özel yetki”lerin ve CMK 250’deki adeta sınırsız yetkilerin nasıl aşırı kullanılabileceği görülmüştür.
Bu “özel yetki” olmasaydı MİT Müsteşarı ve arkadaşları ancak başbakanın izniyle sorgulanabilecekti. İlker Başbuğ da başbakanın izniyle sorgulanabilecekti. 
Dünyanın bütün demokratik hukuk devletlerinde belirli yüksek görevler için bu tür süzgeçler vardır, milletvekili dokunulmazlığı da böyledir, yüksek dereceli bürokratlar hakkındaki soruşturmaların izne bağlı olması da böyledir.
CMK değişmeli
Demokratik hukuk devletlerinde bu tür süzgeçlerin olmasının sebebi kamu görevinin gerektirdiği inisiyatifleri yetkililerin çekinmeden üstlenebilmelerini sağlamaktır. Nihayet soruşturmalara izin konusunda siyasi otorite en üst düzey sorumluluğu yüklenir, izin verir veya vermez, o düzeyde artık demokratik denetim devreye girer.
Türkiye’de kamu görevlerinde soruşturma konusunda bütün koruyucu süzgeçlerin ortadan kaldırılmış olmasının sakıncaları “özel yetkiler” uygulamasıyla yeterince ortaya çıkmıştır.
Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin’e açık çağrıda bulunuyorum. Adli soruşturma sistemimizdeki“özel yetki”ler ve CMK’nın 250. maddesi gözden geçirilmeli, Fransa’da, İngiltere’de, Almanya’da nasılsa bizde de öyle bir hukuki sistem kurulmalıdır.
 
(Hürriyet)
Taha AKYOL | Tüm Yazıları
Hits: 1075