Tüneldeki adam

~ 03.02.2012, Zülfü LİVANELİ ~

Yıllar önce “Ekmek ve Çikolata“ adlı bir İtalyan filmi görmüştüm. İsviçre’de işçi olarak çalışan bir İtalyan (Evet; 70’li yıllarda İtalyanlar da dışarıya işçi yollardı) o hayattan, aşağılanmaktan bıkarak memleketine dönmeye karar veriyordu.

Adamcağızı trene binerken görüyorduk. Kompartımanda kalabalık, gürültücü bir İtalyan köylü ailesinin arasına düşüyordu. Ağlayan sümüklü çocuklar, durmadan bağıran bir kadın, sürekli tıkınan erkekler... Kısacası adamı, zamanında İtalya’dan kaçıran her şey mevcut. Zaten yüzüne vuran iç sıkıntısını da görmek mümkün.

Filmin sonunda tren İsviçre-İtalya sınırında bir tünele giriyordu ve biz bir süre sonra elinde bavuluyla trenden inmiş adamı görüyorduk. Rayların ortasında çaresizdi, ne İsviçre’ye dönmek istiyordu ne de İtalya’ya gitmek. Tünelde kalmıştı.

***



Ülkedeki siyasi gelişmeleri izlediğimde kendimi hep o adam gibi hissediyorum.

Bir tarafta rejim değiştirme mücadelesi veren AKP, hapisteki gazeteciler, dava açılan Deniz Feneri savcıları, “Artık Cumhuriyet’in, yerini İslami Cumhuriyet’e bırakma vakti gelmiştir“ diyen Milli Eğitim Bakanı’nın icraatları vs.

Öbür tarafta faili meçhul cinayetleri işleyenler, yaşı büyütülerek asılan çocuklar, garnizonlardan çıkan kemikler, arkadaşları tarafından öldürülmüş subaylar, darbeciler, 93 ve sonrasının kanlı icraatları...

Bu ülkede bir türlü dört başı mamur, insanın içine sinecek bir yönetim gelmiyor, gelemiyor.

Bir yanlışı gidermenin bedeli olarak başka bir yanlışa boyun eğmek gerekiyor sanki.

Diyorlar ki; arsenikli yemeği mi tercih edersin, siyanürlü yemeği mi?

İkisini de istemiyorum, içine zehir katılmamış bir yemeğiniz yok mu diye soruyorsunuz.

Hayır diyorlar, seçenekler bunlar, safını belirle.

Darbecilerden, işkencecilerden hesap sormak için AKP’nin haksız uygulamalarına göz yummak, AKP’den hesap sormak için de katilleri desteklemek şart mı?

Yok mu bu işin makul, yurtsever, aydınlık, art niyetsiz, hakka hukuka uygun bir çözümü?

Kırk katır ya da kırk satırdan birisini seçmek zorunda mıyız?

Hem faşizme, hem din motifli totalitarizm hevesine aynı anda karşı çıkmayı başaramıyor muyuz?

Hem Deniz Feneri’ne, hem “gece yanan Genelkurmay ışıkları“na karşı olmak mümkün değil mi bu memlekette.

Kaderimiz tünelde kalmak mı?

UYKUSU AĞIR ARKADAŞLARA NOT: Bu temel bakış açısını, sizin desteklediğiniz cuntalar döneminde de, heyecanla karşıladığınız AKP iktidarında da muhafaza ettik. Sizler ise; ikisinde de önce destekçi kesilip, sonra eleştiriye geçtiniz. Bu yüzden hükümeti eleştiren geç kalmış yazılarınızı okurken acı acı gülümsüyorum. Yine geç kaldınız. Aynen cunta dönemindeki gibi. Bu kadar uyumayın, biraz daha erken uyanın lütfen. Bir de ille de taraf olmak illetinden kurtulun. Ve unutmayın; aydın vicdanı bağımsız olur.

 

(GazeteVatan)

Zülfü LİVANELİ | Tüm Yazıları
Hits: 1151