GELECEĞİN "DİNDAR" NESİLLERİ ERDOĞAN'A EMANET!

~ 03.02.2012, Aydın CINGI ~
Başbakanların, demokrasilerde yurttaşların ruh yapısını düzenleme gibi bir misyonları yoktur. Nitekim “muhafazakar” ama “demokrat” kesimden -Thatcher, Kohl, Chirac gibi- ülkelerini uzun süre yönlendirip yönetmiş hükümet başkanları İngiliz, Alman ya da Fransızların iç dünyası ile ilgilenmemiş; onları eğitimli, sağlıklı, varlıklı ve özgür birer yurttaş durumuna getirmeyi amaçlamıştır. Demokrasilerde hükümetler ve onların başkanları, geleceğe “yalnızca” barış ve refah içinde yaşayan özgür birer ülke bırakmak için çabalamışlardır. Onlar, görevlerinin “bu” olduğu bilincinde olmuşlar ve bu görevin ötesine geçmemişlerdir.
 
Buna karşılık örneğin Stalin, Sovyet gençlerini birer fanatik komünist olarak yetiştirmeyi amaç bellemiştir. Franko, İspanyol gençliğini kilise müdavimi kılmayı hedeflemiş; Mussolini, genç İtalyan kuşaklarından idealist faşistler çıkarmaya çabalamıştır. Halkı tarafından seçilerek işbaşına getirilmiş bir otokrat olan Hitler ise, geleceğin Alman gençlerini, kendilerini dünyanın en üstün insanları sanan “safkan ari ırk” mensupları olarak yetiştirmeye uğraşmıştır. Bu yolda attığı adımların nerelere vardığı malumdur.
 
Verilen örnekler geçen yüzyılın “ideolojik totalitarizm” örnekleridir. Vatandaşın etnik ya da ideolojik yapısına, bir başka deyişle, kanına ve zihniyetine karışan rejimler, geçen yüzyılda bırakıldığı sanılan bu türden totalitarizmlerdir. Demokratik rejimler, gelecek kuşakların zihin yapısını oluşturmaya uğraşmaz. Onları, çağın gerekleriyle baş etmelerine elverecek donanıma kavuşturmakla yetinir. Gençlerin dindar olup olmamalarına ya da gelecek kuşakların dünyaya bakışlarına ilişkin düzenlemeler, başbakanın ve -hatta geniş anlamıyla- devletin yetki alanına girmez. Esasen böyle olduğu içindir ki, liberal kişiler okullarda her sabah ant içme uygulamasına karşı çıkmışlardır.  
 
Erdoğan, besbelli ki, cumhuriyetçi dirençleri artık yeterince eritebilmiş olduğu kanısındadır. Dolayısıyla, kendine biçtiği “tarihsel” misyonu artık açıklamakta sakınca görmemektedir. Bu çerçevede, Cumhuriyet’in kazanımlarını da birer birer yok etmeden dur durak bilmeyeceği açıktır. Otoriter bir “restorasyon” rejimine yöneliş belirgindir. Halkımız, yazgısını sandıkta ellerine teslim ettiği kişinin, zihnindeki fantastik düşleri Türkiye üzerinden gerçekleştirmesini yine oylarıyla engellemesi gerektiğini artık anlamalıdır.  
Aydın CINGI | Tüm Yazıları
Hits: 1234