Bitti mi?

~ 08.01.2012, Güngör MENGİ ~

Beklenmedik bir olay karşısında gördüklerimize inanmama hali yaşarız hani; dünü öyle geçirdik.

Düşüneni çok, konuşanı az bir Cumartesi...

Toplumun nabzını ölçmek isteyenlere internet büyük kolaylık sağlıyor.

Aracısız, doğrudan anlıyabiliyorsunuz halkın duygu ve düşüncelerini.

Şu gerçeği tespit ettim:

Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’a yöneltilen “terör örgütü kurmak ve yönetmek” suçlaması milleti yaralamıştır.

İlker Başbuğ için kullanılan “terörist” suçlamasının iftira olduğuna kalıbını basacak on milyonlar vardır bu ülkede.

O yığınlar arasındaki AKP’lilerin oranı da yüzde 50’nin altında değildir.

Sade vatandaş bilmiyor :

“Katalog suçlar” denilen bir liste var. Bu listeye giren eylemlerle suçlananlar hakkında öteki şartların yerine gelip gelmediğine bakılmaksızın tutuklama kararı verilebiliyor.

Özel yetkili savcılık “terörist” suçlamasını bu kolaylıktan yararlanmak için yapıyor.

Çünkü tutuklama yoluyla diz çöktürmekten vazgeçilemiyor!

Ama Başbuğ örneğinde geri tepmiştir.

“Yargının çivisi çıktı”

Düşünceyi korku salarak sustursanız bile adaletin son savunma kalesi olan vicdanları zincire vuramazsınız.

Halkın vicdanında İlker Başbuğ değil, onu tutuklayan irade mahkûm edilmiş durumdadır.

Sözünü esirgemeyen bir hukukçu olan Askeri Yargıtay Onursal Üyesi Ali Fahir Kayacan dün VATAN’a acı bir değerlendirmede bulundu:

“İstanbul’da 8 normal ağır ceza mahkemesi 9 da özel yetkili mahkeme var. Bu durum bile her şeyi gösteriyor. Özel yetkili mahkemeler özel suçlara bakılması için kuruldu. Sonuçta görüldü ki hükümete yönelik en küçük bir hareket özel yetkili mahkemelere çekiliyor. Yargının çivisi çıktı. Bana göre Türkiye’de yargı artık bitti!”

“Adalet mülkün (devletin) temelidir” sözü doğruysa yandık demektir.

Türkiye’de adı konmamış bir sıkıyönetim rejimi hüküm sürüyor.

Cumhurbaşkanı Gül’ün sözlerini dün de Milli Savunma Bakanı Yılmaz tekrarladı. Efendim, “Kimse mahkeme kararı olmadan suçlu ilân edilemez”miş...

“Masumiyet karinesi” denilen ilke öyle çok tekrarlandı ki çocuklar bile öğrendi. Ama bu tekrarların “sakinleştirici hap“ yerine kullanıldığı ve hiç işe yaramadığı hapishanelerin dolup taşmasından belli.

Neden kimse salınmıyor?

Türk ordusunun 60’ı muvazzaf, diğerleri emekli 140 general ve amirali, aylar ve yıllar var ki hapis cezası çekiyorlar.

“Aksi ispat edilmediği için” hepsi sözde masumdur ama nedense hiçbirine özgürlüğü geri verilmiyor.

Bu kural sivil tutuklular için de değişmiyor.

Terör havasını estiren asıl sebep, özel yetkili mahkemelerin devrim mahkemelerini hatırlatan acımasızlık içinde hareket etmesidir.

Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un tutuklanması, TSK’da yürütülen operasyonun sonu mudur?

Askerden sonra “hesaba çekilecek” başka kişiler ve gruplar var mı?

Kimse yarınla ilgili tahminde bulunamıyor.

Korku olmasa insanlar belki tabloya bakıp eğlenecek bile.

Ama korku ve güvensizlik buna engeldir.

Düşünün; 700 bin kişilik bir ordunun en yüksek komutanını ve 60 muvazzaf general ve amiralini hapse atıyorsunuz.

Bunların darbe yapmaya kalkıştığına karar veriyorsunuz ama onları kim, nasıl durdurmuş söyleyemiyorsunuz.

Yoksa başarısızlığı mı cezalandırmak istiyorsunuz?!

Unutmamalı; güçsüz adalet ve adaletsiz güç ikisi de birbirinden büyük felâketlerdir.

(GazeteVatan)

Güngör MENGİ | Tüm Yazıları
Hits: 1056