POPÜLİZM, İLERİ / OLGUN DEMOKRASİ

~ 02.01.2012, Aydın CINGI ~
Popülizm, kötü ve yetersiz temsilin ve demokratik sistemin kötü işleyişi ile siyasal gidişin yarattığı düş kırıklığının kesiştiği noktada devreye girer. Dolayısıyla popülizm, toplumda oluşan bir sıkıntının hem göstergesi hem de boş bir beklentinin ifadesidir. O halde popülizm, mevcut güçlüklere verilen basitleştirici ve saptırıcı bir yanıttır. Sosyalist düşünür Pierre Rosanvallon’a göre popülizmi anlamak, belirsizlikler ve eksiklikler içeren demokrasilerimizi daha iyi anlamakla mümkündür. Çünkü popülizm sorunu, gerçekten demokrasinin bünyesi içinde var olan bir sorundur. Aynı yazar ayrıca şu soruyu sorar: “20.yüzyılın ideolojik totalitarizmler çağı olması gibi, acaba 21.yüzyıl da popülizmler çağı olmaya doğru mu gitmektedir? Acaba bu, demokrasinin yeni hastalığı mıdır?”
 
Popülist partiler söylemlerini belirli basitleştirmelere dayandırırlar. Öyle ki, bu türden partilere göre halk, sanki toplumun, “seçkin” ve “karşıt” kesim çıkarıldıktan sonra kalan sağlıklı kesimidir. Bu partiler, ikinci olarak, tek gerçek demokrasi yolunun doğrudan halkoyuna başvurmaktan geçtiği görüşündedirler. Üçüncü ve en önemli basitleştirme ise toplumsal bağlara ilişkindir. Bu partiler, halkın birliğini sağlayan unsurun kimlik olduğunu; bu birliğin sosyal ilişkilerin niteliğiyle ilgisi bulunmadığını düşünürler.
 
Demokrasinin olabildiğince olgunlaştırılması, basitleştirmelere dayalı bir düşünme tarzının üstesinden gelmek için en elverişli yoldur. Demokrasinin günümüzdeki durumunu savunarak popülizmle mücadele etmek olanaksızdır. Popülist düşünceyi eleştirmek için mevcut demokrasinin yeniden yapılandırılması gerekir. Bir kez popülistlerin, halkın tek sözcüsü oldukları, onun özlemlerinin dile getirilme işlemini tekeline aldıkları yolundaki savları kabul edilemez. Halk kavramı çeşitli bileşenlere ayrılabilir. Seçimlere katılan, sonucu ortaya çıkaran, iradesi rakamla ifade edilebilen halk bunlardan biridir. Politikacılar buna bakarak “halk şöyle ya da böyle istiyor” diye halkı konuştururlar. Oysa seçim sonucu, toplumun çok büyük bir çoğunluğunun görüşünü değil de sadece seçim sisteminin gerektirdiği çoğunluğun görüşünü yansıttığı sürece asla halkın son sözünün ifadesi değildir.
 
Bir diğer bileşen, belirli sosyal çatışmalara bağlı taleplerle ortaya çıkan ve zaman içinde belirip kaybolan ortaklıklar ekseninde oluşan, sözgelimi sosyal medyada somut biçimde beliren toplumsal halktır. Onun da sözü dikkate alınmalıdır. Ortak yaşamı temellendiren belgelerin tanımladığı ve temel bir role sahip olan ilkelerin, anayasanın, hukukun halkı da bir diğer bileşendir. Bir de sokakta rastlanan, her konuda kendince bir fikri olan şekilsiz bir halk vardır. Bu da önemli bir bileşendir. İşte bu farklı halk tiplerinin tümüne hak tanıyan bir sistem oluşturulmalıdır. Onların görüşlerini almak için ifade alanlarını çoğaltmak, yeni görüş açıklama mecra ve biçimleri bulmak gerekir. Çünkü halk çok sesli olmalıdır, o seslerin duyulmasını sağlamak zorunludur. Olgun ya da kimilerinin deyimiyle “ileri” demokrasilerde halktan, popülistlerin ileri sürdükleri gibi, “halk öyle diyor ya da istiyor” deyimiyle özetlenecek tek bir ses çıkmaz.
 
Öte yandan, toplumsal iradenin belirtilme biçimi tek değildir. Seçimler uzun aralıklarla düzenlenir; oysa demokrasi sürekli olmalıdır. Demokrasi, karar vericilerin belirlenme; ondan sonra da onların halk adına karar verme süreçlerinden ibaret değildir. Çünkü demokrasi salt bir yönetim ve karar rejimi olamaz. Demokrasi, süreç içinde aralıksız yeniden oluşan bir toplumsal irade rejimidir. Bu nedenle de demokrasi, yöneticilerin gittikçe artan bir gözetime, daha sık hesap vermeye, daha yoğun denetime tabi tutulduğu rejimdir.
 
Yurttaş her bir karar sürecinin oluşumuna katılmayabilir; ama ortak bir gözetim ve değerlendirme erkini elinde tutabilmelidir. En önemlisi de, demokrasiyi çok yönlü hale getirmektir. Toplum, salt bir bireyler topluluğu olmamalı; ortak bir yaşamın üreticisi olarak tanımlanmalıdır. Ortak yaşam ise, yalnızca seçim zamanlarında, ulusal anma günlerine ve bayramlarda değil gün be gün yaşanan ve karşılıklı güvene, herkesçe kabul görecek kamusal kaynak dağılımına, kamu alanlarının paylaşımına dayalı ortak süreçlerden oluşmalıdır. Gerçekten olgun demokrasiye yönelen ileri toplumlar, ortak yaşamı, daha katılımcı ve paylaşımcı bir demokrasi aracılığıyla yeniden tanımlamalıdır. Toplumsal sözleşme, daha eşitlikçi bir toplum arayışıyla ve her bir yurttaşın katılımıyla yenilenmelidir.
Aydın CINGI | Tüm Yazıları
Hits: 1638