AVRASYA BİRLİĞİ

~ 24.12.2011, Av. Reha TAŞKESEN ~
Avrasya, küresel üstünlük sağlamak için üzerinde mücadelenin devam ettiği bir satranç tahtasıdır[1].
                                                                                                                                                             Zbigniew Brzezinski
 
 
            Şimdi bu da nereden çıktı diyebilirsiniz. Türkiye’de gündem oluşturan bu denli önemli ve öncelikli konular varken bir de bu Avrasya konusu ile mi uğraşalım diye düşünebilirsiniz. Ancak, “Avrasya Kıtası” içerisinde yaşadığımız yüzyılda önemli siyasal, ekonomik, sosyal ve güvenlik konulu olayların yaşanacağı coğrafyadır. Bu nedenle de konu başlığı üzerinde özenle durulması ve incelenmesi gerekmektedir.
 
            Konu ile ilgili sürecin ayrıntılarına girmeden, hemen yakın zamanda basın ve yayın organlarına yansıyan bir gelişmeye göz atmakta yarar bulunmaktadır. Rusya Federasyonu (RF) Başbakanı Vladimir Putin, Ekim 2011 ayı içerisinde dünya kamuoyunun dikkatini çeken “Avrasya Birliği” konulu bir açıklama yapmıştır[2]. Bu açıklamanın ardından da “Avrasya Birliği” ve bu birliğin kurumsal yapısı ile ilgili tartışmalar da başlamıştır.
 
            Başlangıç olarak RF, Beyaz Rusya ve Kazakistan tarafından oluşturulan “Ortak Ekonomik Alan” bu yılbaşından itibaren işlerlik kazanacaktır. Gelinen bu aşama öncesinde bu üç ülke bir “Avrasya Ekonomik Topluluğu” kurmuş ve bir “Gümrük Birliği” uygulamasını da yaşama geçirmiştirler[3]. “Ortak Ekonomik Alan” ile de 165 milyon nüfus için bir ekonomik pazar ortaya çıkacak ve ortak hukuk anlayışının düzenleyeceği serbest mal, hizmet ve işgücü akışı başlayacaktır.
 
            Bu ifadeler kuşkusuz başka bir gerçeği de anımsatmaktadır. “Avrupa Birliği” ve geride bıraktığı süreç ile bu gelişmeler örtüşmektedir. Başbakan Putin bu sürecin örnek alındığını yadsımadan, 2003 yılında RF’nun, AB ile Avrasya’da ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi konusunda da bir uzlaşma sağlandığına da dikkat çekmektedir.
 
            RF çok kısa süre önce Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) üye olmuştur[4]. Bütün bu yakın gelişmeler dikkatleri bir kez daha Avrasya coğrafyasına çekmiş bulunmaktadır.
 
            Bu siyaseti ile RF’nun Sovyetler Birliği coğrafyasında yeniden etkin ve egemen olma çabası içerine girdiğini savunan görüşler bulunmaktadır.
 
            RF ise bu girişimin; SB’nin yeniden canlandırılması girişimi olmadığını, Avrasya Birliği (AvB) girişiminin daha ileri derecede bir bütünleşmenin ön aşaması olduğunu,  AvB ile Bağımsız Devletler Topluluğu’nun (BDT) rakip olmadıklarını ve bu girişime katılımın her ülkeye açık olduğunu ileri sürmektedir. Ayrıca bu kurumsal yapının AB ile Asya Pasifik Bölgesi arasında bir köprü görevi göreceği hususuna da dikkat çekmektedir.
 
            Ancak, RF’nun küresel ölçekteki böyle bir girişimi başaramayacağı konusunda da yorumlar yapılmaktadır. Demokrasi, insan haklarına saygı ve hukuk devleti eksikliği RF’nin önündeki en önemli engeller olarak durmaktadır[5]. RF’da giderek yükselen “Rus Milliyetçiliği”, Orta Asya’da tırmanma eğilimi gösteren etnik çatışma ve Vahabi hareketin yayılma riski ile birlikte ÇHC, Hindistan ve başta ABD olmak üzere batı ile nüfuz rekabeti yine aşılması gereken engeller olarak görülmektedir[6].
 
            Bu noktada Türkiye’nin bu gelişmenin neresinde bulunduğuna da göz atmakta yarar bulunmaktadır.
 
            Türkiye’ye bölgesinde sorumluluk yükleyen görüşler bulunmaktadır. Türkiye’nin yeniden “kendisi olmak” suretiyle hareket etmesi önerilmektedir[7]. Türkiye’nin bölgesel ölçekte yönelebileceği istikametler konusunda görüş belirtilmektedir[8].
 
            Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika (BODKA) bölgesinde 2011 yılı içerisinde yaşanan gelişmeler ve Türkiye-İsrail ilişkilerindeki gerginlik kaçınılmaz olarak Türkiye’nin İslam coğrafyası ve anılan bölge ile yakından ilgilenmesine neden olmuştur. Türkiye bir yerde ortaya çıkan yeni durum ve koşullar bakımından bu bölge ile bütünleşme sürecine girmiştir.
 
            Türkiye üç eksen üzerinde bulunmaktadır. Birincisi, Merkezi Asya’ya uzanan “Türk Dünyası” eksenidir. İkincisi, güneye uzanan “İslam Dünyası” eksenidir. Üçüncüsü ise; Cumhuriyet ile birlikte batıya uzanan “Çağdaş/Modern Dünya” eksenidir. Tarih boyunca bu üç eksen Türkiye’nin ilgi alanı olmuş ve aynı zamanda da varlığını etkilemiş ve şekillendirmiştir.
 
            Bir durum tespiti yapmak gerekirse, yaşadığımız süreç içerisinde Türkiye’nin iki eksene olan ilgisinin azaldığını ve İslam/Arap coğrafyasına doğru bir açılım içerisine girmiş bulunduğunu söylemek mümkün görülmektedir.
 
            Bu bağlamda, Türkiye’nin yeni şekillenen “Avrasya Birliği” ile çok ilgilenmediği anlaşılmaktadır. “Türk Dünyası” ekseni soluklaşmaktadır.
 
            Türkiye noktasından bakıldığı zaman RF’nun AvB girişimi geleceğe yönelik olarak iki hususun öne çıkmasına neden olmaktadır. Birincisi, RF bölgenin lideri olduğunu vurgulamaktadır ve bölgenin şekillendirilmesi konusunda belirleyici olduğuna dikkat çekmektedir. Bu anlamda Türkiye’nin bu istikamette bir girişimde bulunmasının da önünü kapatmaktadır. İkincisi, RF doğu-batı ekseninde Asya Pasifik bölgesi ile AB bölgesi arasındaki her türlü iletişimin (enerji, ulaşım, ticaret, güvenlik) sağlayabileceğini ifade etmek suretiyle de küresel bir oyuncu olarak öne çıkmaktadır. Bu girişimim ne ölçüde başarılı olacağı zaman içerisinde anlaşılacaktır.
 
            Küresel, bölgesel ve ülkesel ölçekte hızlı gelişmelere tanık olunmaktadır. Avrasya’nın merkezinde bulunan Türkiye’nin tek eksende hareket etmek yerine bütün eksenlerde hareket edebilme esnekliğini koruması geleceğe yönelik çıkarlarının savunulması bakımından önem taşımaktadır.
 
            Afrika ve Ortadoğu da elbette önemli fırsatlar sunmaktadır. Ancak, kuma başımız gömerek çevremizdeki gelişmeleri görmemenin önemli olumsuz sonuçları olabileceğini de göz ardı etmemek gerekir.
 
 
 
                                                                                              Av. Reha Taşkesen
                                                                                              Ankara, 24.12.2011
 
 


[1] Zbigniew Kazimierz Brzezinski, Büyük Satranç Tahtası (The Great Chessboard), 1997. 
[2] İzvestiya , 4.10.2011, Avrasya için yeni bir bütünleşme projesi: İnşa edilmekte olan gelecek (A new integration project for Eurasia: The future in the making).
[3] Age, “Avrasya Ekonomik Topluluğu” 2000 yılında kurulmuş ve “Gümrük Birliği” 01.07.2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
[4] http://www.wto.org/
Çalışma Grubu RF’nun üyeliği konusundaki tavsiye kararını 15-17 Aralık 2011 tarihli “Bakanlar Konferansı”na sunmuş ve Bakanlar da kararı onaylamak suretiyle RF’nu DTÖ üyeliğine kabul etmiştir (The Working Party will send its accession recommendation to the 15 - 17 December 2011 Ministerial Conference, where Ministers are expected to approve the documents and accept Russia as a WTO Member).
[5] The Economist, 2012’de Dünya, Makale, Vladimir II, s.50, “…hukukun üstünlüğü ilkesinin eksikliği…büyümeyi sağlamanın yolu siyasi ve ekonomik rekabetin önünü açmaktır…önceki Sovyet cumhuriyetleri yolsuzluğun egemen olduğu otokrasilerdir…” (…the lack of the rule of law…most obvious way achieve growth is to open economic and political competition…the former Soviet republics are corrupt autocracies…).
[6] Merkezi Asya’da Demokrasi Beklentileri (Prospects for Democracy in Central Asia), Birgit Schlyter, Swedish Research Institute in Istanbul, 2005, s.240, “Merkezi Asya’daki cumhuriyetler bağımsızlıklarını kazanmadan önce Vahabi hareket çok etkili değildi” (Wahhabism did not have much influence in Central Asia before the independence of the Central Asian repubics).
[7] Graham E. Fuller, Yükselen Bölgesel Aktör: Yeni Türkiye Cumhuriyeti (The New Turkish Republic Turkey as a Pivotal State in the Muslim World), Timaş Yayınları, İstanbul, 2008. s.177. “ABD’nin kısa vadeli çıkarları ile örtüşen bölgesel siyasi etkinliği ve saygınlığı yetersiz bir Türkiye yerine, uzun vadeli çıkarları bakımından bağımsız hareket edebilen bir Türkiye’nin daha uygun olacağı…” (This may also be an argument for the long-range value of an independent Turkey to the United States, as opposed to a Turkey with diminished regional clout and respect because it has been pushed into meeting short-term U.S. policy…”
[8] Samuel Huntington, Dünya Politikasının Güncel Dinamikleri, Küresel ve Bölgesel Gelişim Trendleri, konferans notları, Swiss Otel, 2005, Akbank tarafından düzenlenen bu etkinlikte Huntington, “Türkiye’nin önünde izleyebileceği üç yol bulunmaktadır. AB seçeneği; iyimser olmak için bir neden bulunmamaktadır. AB üyeliği gerçekleşmeyecektir. İslam Dünyası Seçeneği, İslam Dünyası ayrı bir uygarlıktır. Ancak, Güvenlik Konseyi’nde İslam Dünyası’nın sesi olmak Türkiye’yi bu seçenek için cesaretlendirebilir. Milli Devlet seçeneği, gelecek on yıl içerisinde bölgede nükleer imkan kabiliyete sahip 6-7 ülke olacak. Bölgenin geleceği ABD ve İsrail tarafından bu ülkelerin terörist örgütlerle ve bu örgütlerin politikalarıyla olan temasları göz önünde bulundurularak şekillenecektir” şeklinde bir değerlendirme yapmıştır (RT).
Av. Reha TAŞKESEN | Tüm Yazıları
Hits: 1686