Türk Bakan Görmez, Arap Bakan Görür!

~ 14.12.2011, Mine KIRIKKANAT ~

Ilımlı İslam yoktur. Eşitlik, değişken bir ölçü birimi değildir. Hukuk devletinin eni boyu, kadın haklarına verilen değer ya da gösterilen saygıyla ölçülür. İslami şeriat, tam da bu yüzden bir anayasaya dayanak olamaz, çünkü eşitsizlik üstüne yapılanmış bir din sistematiğidir.

Oysa demokrasi, içinden işimize geleni alabileceğimiz bir süpermarket değil. Şeriatın lightı da yok. İsteyen, istediği dini, edebi ya da köktenci tefsiri yapabilir, ben hukukçuyum ve öyle bakarım: Şeriata dayalı bir devlet hukuku, doğasının gereği özgürlükleri kısıtlayan bir rejimdir. Özellikle de vicdan özgürlüğünü. Çünkü dini inkârı yasaklar. Din değiştirmeyi yasaklar. Farklı din evliliklerini meşru saymaz. Müslüman olmayan bir kadın, Müslüman bir erkekle nikâh kıyamaz.

Kadınların zaten tesettüre girmesini savunan bazıları, yarın onların başka haklarının kısıtlanmasını da önemsemeyecektir, elbette. Ama ben önemserim. Hukuk önünde eşitlik ilkesinden asla taviz vermem. Söylemde çifte standart kullanmayı da reddediyorum.

Akdenizin Güney yakasındaki insanların, İslamcı teröre ödedikleri bedeli, özellikle Cezayirde 200 bin kişinin canını alan iç savaşı unutmayalım. Bugün Cezayirde onaylanan ve köktendinci FİSin eski üyelerine yeni siyasal parti kurma yasağı getiren yasayı doğru buluyorum.

***

Fasa gelince

Fas Kralı 6. Muhammed, 2003 ve 2004 yılları arasında Mudavanayı (Aile Kanunu) değiştirdi. Çokeşliliği, şeriat usulü boş oldeyip boşamayı ve çocuk yaşta evliliği yasakladı. Fastaki AKP iktidarı bu yasal düzenlemelerden cayacak mı, zaman gösterecek.

Mısırda Kıpti Hıristiyanların uğradığı şiddet saldırılarını görüyoruz. Sözde demokrasi istenen Tahrir Meydanında, kadın gazeteciler kadın oldukları için taciz ediliyor, hatta düpedüz tecavüze uğruyorlar.

Tunusta Bin Ali, Mısırda Mübarek, Batılı ülkelerin desteğini arkalarına alabilmek için İslamcı tehlikeye dikkat diye kırmızı bayrak sallamışlardı. Ama onların dikta rejimlerini onaylamamanın yolu, İslamcılığa arka çıkmaktan geçmemeli. Şahsen asla İslamcı bir partiye destek vermem söz konusu olamaz. Asla. Bu ülkelerde haklarına saygı gösterilmediği, erkeğe eşit değerde sayılmadıkları için ölen ve öldürülen, örneğin Cezayir ve İranda, salt kapanmadıkları için cezalandırılan tüm kadınların adına, vermem böyle bir desteği.

Yine de umutluyum. Gençlerin, kadınların ve işçilerin eşitlik ve laiklik istemiyle Tunusta, Kahirede sürdürdüğü toplu gösteriler, her şeyin bitmediğine işaret ediyor. Arap ülkelerinin lanetli olduğuna, bu halkların tercih hakkının vebayla kolera, diktatörlerle İslamcılar arasında sıkışmaktan ibaret kaldığına inanmak istemiyorum.

***

Bazen seçim sandığından da dikta rejimi çıkmıştır. Şahsen, anayasaya aykırı temeller üzerine kurulan siyasal partilerin yasaklanmasını hukuken onaylayanlar arasında yer alıyorum. Almanyada anayasanın 21. maddesi bu tür siyasal oluşumları yasaklar. Çünkü tarih, Almanlara demokrasinin ne kadar kırılgan bir rejim olduğunu kanıtlamıştır.

Fransada yaşayan Tunuslulardan yüzde 30unun genel seçimlerde İslamcı ENNAHDAya oy vermesi, demokrasi açısından gerçek bir yenilgidir. Tunusta yaşayan gençler özgürlük uğruna yaşamlarını ortaya koyar ve bazen yitirirken gerici güçlerin Fransadan çıkıp gelmesini dehşet verici buluyorum. Bunlar Fransadaki demokratik hak ve özgürlüklerden yararlanıp anayurtlarında dinci bir siyasal partiye oy verdiler! Tunusta hak ve özgürlük istedikleri için tutuklanıp işkence görenleri düşünüyorum. Fransadaki gerici güçler, bir anlamda Tunustaki soydaşlarının devrimini çaldılar.

***

İçeriğini öylesine paylaşıyorum ki, yukarıdaki satırları ben söyleyip yazmış olabilirdim, sevgili okurlarım. Oysa bu düşünceleri dile getiren kadın, Fransanın Gençlik ve Sivil Toplum Yaşamından sorumlu devlet bakanı Jeannette Bougrab.

Cezayir asıllı Arap Bougrab, madenci bir baba ile okuma yazma bilmeyen bir annenin, hukuk profesörü kızı. Genç yaşta üye olduğu iktidar partisi UMPden önce milletvekili, ardından bakan olmadan, Anayasa Mahkemesi raportörlüğü yaptı. Henüz 36 yaşındaki Jeannette Bougrabın yaşamı, gerek hukukçu, gerekse bakan kimliğiyle kadın haklarına odaklı. Varlığı ve savaşımıyla, gerçek bir demokraside sağ ile solun özgürlük ve eşitlikten aynı değerleri anladığını kanıtlıyor.

Bizim ülkemizde, temel ölçüler siyasal ya da dinsel kutuplaşmalara göre değiştiği, özgürlük ve eşitlik ortak değer olmadığı için demokrasi yok.

‘G’ NOKTASI

CHPnin infaza dönüşen tutukluluk süresinin kısaltılmasına değgin hazırladığı yasa tasarısını başta Adalet Bakanı, AKPli hukukçular tecavüzcüler de çıkargerekçesiyle reddediyor.

Bunların dilbazı KUZU Burhan, Habertürkte Ece Ünerle yaptığı söyleşide serbest kalabilecek Ergenekon tutuklularıyla süre aşımından yararlanıp serbest bırakılan Hizbullah canilerini bir tutarak nasıl bir Anayasa Kayzeri olduğunu sergiledi.

Oysa kurnazlığa değil de zekâya dayalı en basit sağduyu bile yüz kızartıcı ve cinayet suçlarını yasadışı bırakmayı akıl edebilir. Ama niyet adalet olmayınca, maksat elbette yasa, hak, hukuk, önlerine ne gelirse dövmeyi gerektiriyor.

Merkez kadındır.

Kadın meyvedir,

kadın odaktır.”

Rainer Maria Rilke

(Cumhuriyet)

Mine KIRIKKANAT | Tüm Yazıları
Hits: 2698