'Romantik Direniş', 'Alakarga', 'Akademik Bilinç'

 Hukuk Düşünürü Değerli Hocam Server Tanilli’nin anısına…

‘Romantik Direniş’, ‘Alakarga’, ‘Akademik Bilinç’

“Direnen Üniversite” yankılanıyor:

“Sayın Hocam, akademinin sorununu açıkça ortaya koyan yazılarınızı hem blog’unuzdan hem gazeteden izliyorum/izliyoruz.

DEÜTF’de 10 gün önce ‘romantik bir direniş’ biçiminde başlayan, giderek yayılan bir eylemlilik var. Bu eylemlilik, kuşkusuz, farklı ajandalara sahip öğretim üyelerinin katılımıyla yürüyor gibi görünebilir, ancak yıllardır DEÜTF’de çalışan bir akademisyen olarak akademinin değersizleştirilmesi ve sağlık sistemindeki değişimin tıp fakültelerine (yalnızca tamgün üzerinden değil) etkisine odaklanan bir hareketlilik olduğunu söyleyebilirim.

Çok taze bir yayın organımız da var. Akdeniz Üniversitesi’ndeki meslektaşlarımızın ürettikleri “Akademik Bilinç” düzeyinde değil ancak ilginç bir deneme. İlginize sunuyorum. Bir de önerim olacak, üniversiteler arasında bir iletişim ağı ve somut bir toplantı düşünebilir miyiz? Hareketlenmeye destek olabilir mi? Bununla ilgili tatsız ve yorucu bir deneyimim olsa da zamanın geçmekte olması nedeniyle yeniden emek vermeye hazırım, çevremizde çok sayıda destekleyecek akademisyen olduğunu düşünüyorum. Güdüleyici yazılarınız için içtenlikle teşekkür ederim, lütfen yaralarımıza parmak basmayı sürdürün (bunu bir hekim olarak özellikle diliyorum). Saygılarımla,” Prof. Dr. Alp Ergör

“Sayın Hocam, İstanbul Üniversitesi’nden emekli, TÜBA’dan (eski deyimle) müstafi bir kişi olarak, bugünkü CBT’de yayımlanan ‘Direnen Üniversite’-3 başlıklı yazınız için sizi içtenlikle kutlar, her satırına içtenlikle katıldığımı belirtir, böylesine önemli bir konuya değindiğiniz için teşekkür eder, kafanıza-elinize sağlık der, iyi dilek ve saygılarımı sunarım.” Prof. Dr. Güven Arsebük

Ümit Sarıaslan da yoğun e-mektubunu şöyle sürdürüyor: “(…)Soruyorsunuz, ‘Peki, bu direnmek görevi niçin daha çok bize -Üniversite’ye (ÜS)- düşüyor?’ Yanıtı sonra: ‘Bilmek, bilebilecek durumda olmak; bilebilmenin koşullarına başkalarından daha çok sahip olmak bize bu sorumluluğu -direnme’yi (ÜS)- yüklüyor da ondan.’ Bu kadar açık işte, sürüyor tarihin uyarıcılığı, yapıcılığı ve yaratıcılığı… Bütün tahrip ve tahrif çabalarına karşın hem de… Toplumu ve insanları yeni moda bir karanlığa kapatıp kilitleme çabasına karşın sürüyor.

Evet, ‘Güneş yeniden doğacak. Doğmayacaksa ama, sevgili öğretim üyeleri, siz direnmenin erdemini kavrayamadığınız (direnmenin tarihsel/toplumsal/kültürel/düşünsel insanlık serüveninin dağarını sırtlayıp yaşamı sahiplenmek olduğunu düşünmediğiniz, direnmeyi ayak diremeyle, kuru inatla karıştırdığınız –ÜS-) için, direnmeye -uygarca (ÜS)- cesaret yerine, birlikte sömürmeye cüret ettiğiniz için’, dahası, Bahri Savcı’nın sergilediği gibi, iktidar odaklarına payandalığa ve oradan nasiplenmeye kapılandığınız, halkın diliyle sel önünden kütük kapmayı marifet sandığınız için ‘doğmayacaktır’.(…)”

Üniversiteler kıpırdanıyor ağırdan: DEÜ –“Sağlık çalışanlarının çığlığı, sağlık çalışanlarının gözü” Alakarga da (alp.ergor@deu.edu.tr) dördüncü sayısındaki “Büyüklere Masallar”da şu darbı meseli anlatıyor:

“Diyarın birinde, ormanın içinde yorgun ve mutlu bir koca karga kondu ağacın dalına ‘uyumalıyım’ dedi.’Yorgunum, üstelik hafta sonu’. Kanatlarına sarılıp, sıcak derin bir uykuya daldı. Ormanda düzen değişmişti. Girişimler acildi, hayvanlar bir araya geliyordu. Ama yorgundu koca karga, üstelik hafta sonuydu. Uyumalıydı. Uyudu koca karga, kurtlar uyumadı, diğer kuşlar uyumadı. Avcılar uyumadı. Ağacın dalında bir başına koca karga uyuyordu. Avcılar onu yakaladıklarında diğer hayvanlar ardından ’konformist karga’ diyorlardı…” Bir de Alakarga yayımladı Lima Bildirgesi’ni sayfalarında ardı arkasına: Okuyunca göreceksiniz ülkemizde siyasetin bilimi ve üniversiteyi nasıl maskaraya çevirdiğini, Lima’yı nasıl lime lime ettiğini!

Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği “Akademik Bilinç”te (www.akd-oud.org.tr) şunları söylüyor: (…)YÖK, adaylarla mülakatlar(!) yapmakta ve belirlediği herhangi üçünü Cumhurbaşkanına sunmakta ve rektör ataması bu üç adaydan herhangi birisi olabilmektedir. (…)Bizlerin oylarının anlamlı olmasının tek bir yolu vardır: Çoğunluk oyunu almadan atama ile rektörlük makamını kabul edeceklere oy vermemektir. Böyle bir aday yok ise de hiç oy vermemektir. (…)Ayrıca ülkemizin önde gelen bilim insanlarının TÜBA konusunda gösterebildikleri onurlu duruş bize umut vermektedir. Üniversitemizi oluşturan öğretim üyelerinin her birinin çoğunluk oyunu almadan rektörlük atamasını kabul etmeyecek onurluluğu gösterebilen kişilerden oluştuğu günler elbette gelecektir.” Biliyorum, direnmek için bunlar çok az, ama böyle başlıyor başını kaldırmak, bir güneşe doğru!

(Cumhuriyet Bilim Teknik)

Prof. Dr. Hayrettin ÖKÇESİZ | Tüm Yazıları
Hits: 1802