Avukat kökenli milletvekilleri ile sorunlarımızın çözümünü daha çok beklersiniz

~ 29.10.2010, Av. M. Haşim MISIR ~

Avukatlık mesleğinin ana sorunlarının Türkiye Büyük Millet Meclisindeki avukat kökenli milletvekilleri ile çözümlenebileceğine ilişkin yaygın inancın yeterince gerçeği yansıtmadığı tarihsel bir gerçektir.

Cumhuriyet 29 Ekim 1923 de ilan edildi. Cumhuriyet’in 1. yılı dolmadan 20 Nisan 1924’te eski adıyla “Muhamat Kanunu”, yeni adıyla “Avukatlık Kanunu” kabul edildi. Bu iradenin altında tek bir avukat yok.

Tarih 13 Ocak 1937, yer Adalet Bakanlığı Bakanlık Kütüphanesi, konuşan Adalet Bakanı Şükrü Saraçoğlu; “Bugün avukatlık mesleğini baştanbaşa yeni esaslara göre tanzim eden kanun layihasını tetkik maksadıyla toplanmış bulunuyoruz. Eldeki projenin en bariz hususiyeti, avukatlığı amme hizmeti mahiyetinde bir meslek addetmiş ve avukatların hukuki bilgi ve tecrübelerinin adalet hizmetine tahsisini mesleğe gaye olarak göstermiş olmasıdır.  Bu hususta avukatlarla aramızda tam bir mutabakat bulunduğuna eminim. Her avukat mesleğini tasavvur ederken bir hâkim portresi çizer… İnkılâp yapmış, yeni bir rejim kurmuş olan her yerde avukatlık mesleğini o inkılâbın esaslarına göre tanzim zarureti belirmiştir. Nitekim İtalya Avukatlar kanunu süratle faşizmin esaslarına uygun bir hale geldiği gibi, Alman Avukatlar kanunu da nasyonal sosyalizmin damgalarını taşımaktadır. (Her iki yasada da avukatlık mesleği devlet memurluğu haline getirildi. Özgürlük ve bağımsızlık yok edildi.) Biz de layihamızı Cumhuriyetçi, milliyetçi, laik, devletçi, realist rejimimizin bir kelime ile Kemalizm’in derin izleriyle takviyeye çalıştık… Doğruluk ve nezahet, ehliyet ve seciye her meslekte zaruri sayılan vasıflardır. Fakat hiçbirinde bu zaruret kendisinde avukatlıkta olduğu kadar şiddetle göstermez. Bu sebeple avukat “Söz söylemesini bilen namuslu adam” diye tarif edilmiştir… Bundan başka, hiçbir meslek fertlerin hususi hayatına derece yakından karışmış değildir: Vatandaşın şeref ve menfaatini müdafaa vazifesini meslek edinmiş olanlardan yüksek bir seciye, doğruluk ve nezahet aramaktan daha tabii bir şey olabilir mi… Bundan dokuz ay önce neşretmiş bulunduğumuz projenin bu hükümlerini dikkatle tetkik etmiş olduğunuzdan eminim. Bu şartlar altında avukatlık sanatı, müntesiplerinin gururla taşıyacakları şerefli bir vasıftır. Kazançlarını adaleti oyalamakta arayan avukatlar artık meslekte barınma imkânı bulmamalıdır…”  sözleri ile yasa değişikliği gerekçesini açıklamış, toplantıya katılan İstanbul Barosu Temsilcisi Avukat Ali Haydar Özkent, “Bizden olmadığınız avukatlıktan yetişmediğiniz halde mesleğimizle bu kadar candan ve yakından alakalandığınızdan dolayı sizi tüm ruhumla, meslektaşlarım namına, tebrik ederim. Bütün satırlarından hüsnüniyet fışkıran, ruhunda mesleğin mukaddes ateşi yanan bir meslek adamı gibi meslek aşkile böyle bir layiha yazan mesai arkadaşlarına malik olduğunuzdan dolayı sizi yine tüm kalbimle tebrik ederim…”  sözleriyle baro adına kutlamıştır.

Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisindeki avukat kökenli milletvekillerinin konumuna baktığınızda Meclis Başkanından, Başbakan yardımcısına, tüm partilerin gurup başkanvekillerinin, parti genel sekreterlerinin avukat kökenli milletvekilleri olduğunu, ancak bir tekine dahi ulaşmanın ve mesleki sorunlarınızı tartışmanın olanağı olmadığını da görürsüsünüz. Acı ama gerçektir. Milletvekili oldukları gün, kendilerini oraya taşıyan gücün avukatlık mesleğinin tarihsel geçmişinden ve yargıdaki işlevinden gelen kamusal itibar olduğunu hemencecik unuturlar da ondan. Nasıl olsa bir daha avukatlık da yapmazlar. Onun için mesleğin sorunları var mı yok mu araştırmaz, dinlemezler bile.

Gaziantep’te meşhur bir atasözü vardır, “Ağacın kurdu bedenindedir” derler. Bu kadro bir gecede yirmiyi aşmayan milletvekili ile avukatlık sınavını iptal etmedi mi. Vasıflı hukukçu yetiştirmenin gereğini ve mesleğimizin geleceğini katletmedi mi. Unutmayın.

Onun için artık gerçeği bilmemiz ve sorunlarımızı tüm kamuya iletmemiz, anlatmamız ve ikna etmemiz gereği açık ve tartışmasızdır. Ne Atatürk, ne de Şükrü Saraçoğlu avukat kökenli idi. Ancak onlardaki Atatürk’ün deyişiyle  “Kuvvetsiz adalet acizdir. Adaletsiz kuvvet ise zalimdir.” sözlerindeki adalet inancı avukatlık mesleğini kurumlaştırmış ve güçlendirmiştir. 

Barolara düşen görev artık ataletten kurtulmak ve toplumsal bir atak gerçekleştirmektir.

Avukat M. Haşim Mısır

Av. M. Haşim MISIR | Tüm Yazıları
Hits: 2139