Bir adım demokrasi, bir adım geri!

~ 27.11.2011, Umur TALU ~

12 yıl önce yakalanıp getirilirken, devlete “Beni kullanın” dediği yayılmıştı ya…

Sanırım, devlet zaten kullandı, kullanıyor!

 

***

 

Şu anda, “devletin bağımsız yargısı”, Öcalan’ın avukatlarına “neden görüştün?” gibi garip bir soru soruyor; onları “talimatları” ve “çok sayıda şehit verilen baskın emirleri”ni ulaştırmakla suçluyor.

Çok kişinin anormalliğine değindiği veya çok kişinin normal kabul ettiği durum:

10 yıldır devletin elinde, bir adada, devlet için çok önemli birisi var.

Şartları iyi ya da kötü; ama etrafında güvenlik,dinleme, izleme çemberi.

“Devletin elinde” birinin dilinden ölümüne talimatlar gidebilmişse…

Sorumlusu daha ziyade kim olur?

Ateşkes talimatları gittiğinde, sorumlusu kimdir?

 

***

 

Bunları yazan, konuşan çok oldu.

Bir inancımı yazmak istiyorum, devletin yüksek müsaadesiyle!

Bana göre devlet çok biçimde kullandı İmralı’yı!

PKK kuruluşundaki devlet dahline dair iddialar ile “dışarıdan kullanma” meselesi bir yana…

Devlet birkaç biçimde kullandı:

1. Seçim ve hükümet belirlemekte: 28 Şubat projesinin devamı olarak; Öcalan’ın yakalanışıyla seçimlerden DSP-MHP zaferi çıkarken ve (ANAP’lı) koalisyon tahkim edilirken.

2. Devlet iç savaşlarında: 2002’de AKP’nin işbaşına gelmesinden sonra, iktidar-ordu gerilimleri sırası, darbe heveslilerince AKP’yi zayıflatmak için, özellikle kabul edilmeyen tezkereden bir süre sonra, 27 Nisan muhtırası döneminden geçerek Balyoz vb. tutuklamalara (ve Heron meselelerine)  kadar.

3. AKP’nin seçim stratejisinde: Muhafazakâr-demokrat kıvamda, ateşkes, gizli görüşmeler, açılım, barış havasına dair süreçler. Özellikle son genel seçime kadar.

4. İktidarın rövanş ve virajında: Orduya (epey bir dereceye kadar) hakim olduktan da sonra, muhafazakâr-milliyetçi kıvamda, TSK ile birlikte “Kürt politikası”nı yeniden “Kürt sorunu yoktur”lu “Güvenlik, savaş” çizgisine çekerek ve zaten devletin elindeki bilgi ve belgeleri kullanıp yaygın tutuklamalara gerekçe yaparak.

5. Bölgesel politikada: Suriye ile yeni ve programlı, NATO çizgisindeki gerilimin (yeniden) bir parçası yaparak; yani Öcalan’ın Suriye’den çıkarıldığı, Şam’a tehdit dönemine dönüşte!

 

***

 

Böyle soyutlamalar kaba; kaba tespit de tehlikelidir.

Çünkü hem esası, hem özü, hem de nice ayrıntıyı kaçırır.

Ama olan bitenin bin çeşit rengi, nüansı, çelişki ve çatışması arasında, “kullanma”; ister mecazi, ister “hatasız teşbih”, var oldu.

İmralı ve bunca yıldır onunla temaslar, devlet denetimi ve gözetiminde oradan yayılan teoriler, talimatlar, telkinler, iyi niyet beyanları veya tehditler devlete (TSK’ya ve(ya) hükümetlere) şu imkanı verdi:

İstediğin zaman barış umudu yeşertmek…

İstediğin zaman savaş havasına girmek!

Bir adım demokrasi, bir adım geri!

 

***

 

Elbet hayatta ve tarihte, kimse kimsenin ne katıksız kuklası, ne de kuklacısıdır.

Tarihin şartları çok fazla unsur, birikim, irade, etki, çelişki ve mücadeleden; daha derin bir sosyoloji ve hafıza ile oluşur.

Gündelik olaylar nasıl tarihten bağımsız değil ve onların da neticesi ise…

Bazen tarihî, kadim meseleler de, o günkü tarih ve zamanın esareti altına girer.

Bu yüzden, tarih ne kadar siyaseti belirlerse belirlesin…

Siyaset de, gündelik olarak tarihin akışını öyle böyle, oraya buraya çizer.

Sadece tarihin değil; “hukuk ve bağımsız yargı” akışını da.

Devlet gözetiminde veya bilgisindeki nice faaliyetin yaygın ve derin suç sayılıp sayılmaması, devletin, hakim siyasetin zigzaglarına da bağlı olup çıkar!

Dün dün olur, bugün bugün!

Lakin, toprakta 50 bin ölümüz, esas meselemiz, yarının, yarınımızın nasıl olacağıdır.

(Habertürk)

Umur TALU | Tüm Yazıları
Hits: 1208