Bir bayram tatili sonrasında önümüze gelen gündem

~ 09.11.2011, Bülent SOYLAN ~
Kısa da olsa bir bayram tatilinin yarattığı gevşemeden sonra yeniden “gerçek” gündeme dönmek pek kolay değil gibi görünüyor insana.

Düşünsenize; yeniden programlı bir yaşam, egzoz dumanı içinde yolculuklar ve hemen önümüzde bulduğumuz “Hele bir bayram geçsin, bakarız” diye ertelenmiş, başkalarının dayatmalarıyla şekillenmiş gündemlerimiz…
Demek ki tatilin gevşettiği günler öyle hemen akıldan çıkmıyor, “Hayat bayram olsa” diye boşuna söylenmiyor o şarkıda.
İnsanlar bayramın bitmemesini istiyorlar.

“Şu dünyadaki en mutlu kişi
Mutluluk verendir
Şu dünyadaki sevilen kişi
Sevmeyi bilendir
Şu dünyadaki en güçlü kişi
Güçlükten gelendir
Şu dünyadaki en soylu kişi
İnsafa gelendir
Bütün dünya buna inansa
Bir inansa, hayat bayram olsa
İnsanlar el ele tutuşsa
Birlik olsa
Uzansak sonsuza
Mutluluk vermek, sevmeyi bilmek, insafa gelmek ve el ele tutuşmak!
Hani nerede ve nasıl olacak?

Belki iç bağları dış ilişkilerinden daha kuvvetli küçük gruplar için doğru da; ölçüler genişleyip bir ülke, bir dünya düzeni boyutuna ulaşıldığında bu “sürekli bayram ortamı” kolayca gerçekleşebilecek bir şey mi?
Bütün bunlar gerçekten olup insanların hayatları sürekli bir bayrama dönüşebilir mi?

Ne yazık ki bu günün yaşam şartlarına bakıldığında buna “evet” demek pek mümkün görünmüyor.
Neden mi?
Düzen bu” da ondan.

Şimdi bunu anlatırken her tarafa çekilebilecek örnekler vermektense, gelin insandan insana ilişkileri bir kenara bırakıp bunun maalesef diğer işlerde de böyle olduğunu “başka”ları üzerinden açıklamaya çalışalım.

Mesela, ikisi de insanoğluna ait duygular taşımayan kurt ile kuzunun,
Büyük balıkla küçük balığın,
Kartal ile güvercinin dostluk duygularıyla bir arada yaşayabileceğini düşünebilir misiniz?
Değilse, acaba bu durum onların yetişme tarzlarından, birbirlerini çekemezliklerinden midir yoksa doğanın düzeninin böyle olmasından mı?

***
Buradan toplumsal düzene geçelim mi?
Örneğin ekonominin doğal düzeninde ülkelerin ülkelere, şirketlerin şirketlere, kimi insanların insanlara bakış açısı sürekli diğerinden bir şeyler kazanmak, hemen kazanmasa da bir süre sonra kazanmanın şartlarını oluşturmak amaçlı değil midir?

Piyasa düzeninde buna “gücü gücü yetene”değil de kibarcasıyla “rekabet içinde olmak” deniyor.
Aslında bu rekabetin sadece anlamı bile, sonunda rakibini rakip olmaktan çıkarmak değil midir?

Ya siyaset oyununda?
Maalesef orada da öyle.
Diyeceksiniz ki “iyi ama kediler farelerle oynarken öldürme kastı var mıdır?”
Doğru, bir süre için yoktur ama siz gelin bunun ne olduğunu korkudan gözleri fırlamış fareye bir sorun.

Bayram tatilinde televizyoncuların vatandaşı çevirip “Söyle bakalım bayram nedir ?” diye sorduklarını görmüştüm.
Cevabını ben de kendi kendime vermeye çalışınca o cevabın öyle pek de ayaküstünde akla ve dile gelemeyeceğini düşündüm.

Gerçekten de; peki hayat öyle kolay kolay bayram olamıyorsa nasıl oluyor da bu bayramlar var?
Kim koyuyor takvimlere bu bayramları, kim kutlansın diyor?  Kim bir punduna getirip es geçiriyor, çalışanların giderek “tatil” olarak gördüğü bu bayramları günlük yaşantımızda kim gerçek anlamıyla bayram olarak kutlayabiliyor?

Bence doğru cevap: “bu düzende kazananlar”.
Kuzuyu yiyen kurt,
Küçük balığı yutan büyük balık,
Güvercini pençesiyle yakalayan kartal,
Rekabet ortamında karşısındakini yıkan rakip.
Benim demokrasim senin demokrasini ezip geçer diyen siyaset.

Kutlayamayanlar?
Bir başka şarkıda da zaten “Bayram gelmiş neyime, kan damlar yüreğime” denmiyor mu?
Bir bakıma, birlerinin yaptığı bayramın “kaybedenler” tarafından görünümü.
Yani madalyonun öbür yüzü.
Ne yazık ki düzen hep “acımasızlık” ve biri kazanırken diğerinin kaybetmesi üzerine kurulmuş.

Sizin bayramınız nasıl geçti bilmiyorum ama bu dört günlük “tatil”den sonra maalesef her şey yine kaldığı yerden ve “kuralına uygun biçimde” devam edecek.

Umarım o tatil günlerinde, bayram ertesine ertelenen olumsuzlukları kısa bir süreliğine de olsa unutup mutlu olmuşsunuzdur.
Zaten o tatil mutluluklarını da yaşayamamışsak, insanın bayram sonralarına ertelenenleri göğüsleyecek gücü toplaması da pek mümkün değil galiba.
Bülent SOYLAN | Tüm Yazıları
Hits: 1794