Yargıtay'a armağan: Önceki hükümet programı

~ 04.11.2011, Yalçın DOĞAN ~

YARGIÇLARI uyaran genelge 2007 tarihli. Uyaran Adalet Bakanlığı. Yargı etiği ile ilgili.

13 yaşındaki N.Ç.’ye 28 kişi tecavüz ediyor. Tecavüz tarihi 2003. Mahkeme kararını 2010’da veriyor. Arada, 2005’de Türk Ceza Yasası değişiyor. Yargıtay mahkeme kararını 2011’de onaylıyor. Altı yıl önce değişen Ceza Yasasına göre. 2003-2011, tecavüz ile karar arasında sekiz yıl geçiyor. Dava süresine dikkat. Yargıtay bazı sanıklarla ilgili kararı bozduğu için olay yeniden mahkemeye gidecek. Dava kaç yıl daha sürecek?
Ayrıca, öyle bir karar ki, biraz zorlansa, kendi rızasıyla tecavüzü kabul eden N.Ç. suçlu bile çıkabilir.
Yargıtay’ın N.Ç. ile ilgili onama kararı hiç eksiği olmadan Türk toplumunun tamamı tarafından büyük protestolarla karşılanıyor. Son yıllarda hiç bir olay hatırlamıyorum ki, üzerinde böylesine uzlaşma sağlanmış olsun. Bu olayın bir yüzü.
Olayın öteki yanında şu ana kadar su yüzüne pek çıkmayan bir genelge ve uyarı var.
BANGALOR’DA YARGI ETİĞİ
Birleşmiş Milletler 2001 yılında Hindistan’ın Bangalor kentinde toplanıyor. Yargısal Tutarlılığın Kuvvetlendirilmesi amacıyla ilkeler belirliyor.
Bu ilkeler daha sonra New York’ta, Lahey’de, Brüksel’de düzenlenen çeşitli B.M. toplantılarında gözden geçiriliyor ve uluslararası kural haline geliyor. “Yargı Etiği İlkeleri” başlığı ile B.M.’ye üye bütün ülkeler tarafından kabul ediliyor.
Altında Türkiye’nin de imzası var. Bizim Adalet Bakanlığı bir genelge ile bütün yargıç ve savcılara bu ilkeleri duyuruyor, yargıçları uyarıyor. Uyarı bir önceki AKP Hükümeti (60. Hükümet) programında da yer alıyor. Yani, iş sıkı tutuluyor.
Yargıçlar karar verirken neye dikkat edecek? İlkelerin ve genelgenin özü bu. Giyim kuşamdan tutun da, davranışlarına kadar, örneğin, yargıçlar:
- “Dava taraflarının güvenini sağlayacak davranışlar içinde olmalı,
- Yargıya olan kamusal güveni dikkate almalı,
- Yargı görevini diğer tüm etkinliklerin önüne çekmeli,
- İnsan hakları kurallarını oluşturan belgelerle kendini yenilemeli”,
gibi, 44 ilke var. Yargı tarafsızlığı, bağımsızlığı, doğruluğu, tutarlılığı başlıkları altında.
N.Ç. kararı nedeniyle bu ilkeleri anmanın tam zamanı. Yargıtay’ın o genelgeyi ve 60. hükümet programını yeniden okuması dileğiyle.
Rüşvette Rus ve Çin rekoru
YOLSUZLUK ve rüşvetin en çok döndüğü alan kamu ihaleleri ve inşaat sektörü. Bu algı bütün dünya için geçerli. Dünyada diğerlerine göre temiz alanlar tarım ve hafif sanayi sektörleri.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü (UŞÖ) bizim için kritik bir zamanda “Rüşvet Verenler Endeksi’ni” yayınlıyor. Bizim için kritik, çünkü deprem nedeniyle binlerce binanın yıkılıp, yerine yenilerinin yapılacağı bir döneme giriyoruz. Bu binalar kamu ihaleleri ile yapılacak ve burası inşaat sektörü.
UŞÖ’nün 2010 yılı araştırmasının odağında özel şirketler var. Balıkçılıktan enerjiye, ağır sanayiden taşımacılığa, bankacılıktan ormancılığa kadar on dokuz sektörde faaliyet gösteren bütün dünyadaki şirketler inceleniyor. Şirketlerin hangi ülkelere ait olduğu belirleniyor.
28 ülke içinde Rus ve Çin firmaları en fazla rüşvet veren firmalar. Rusya ve Çin firmalarını Meksika, Endonezya, Birleşik Arap Emirlikleri, Arjantin ve Suudi Arabistan izliyor. En fazla rüşvet veren firmalar listesinde Türk şirketleri sekizinci sırada.
Buna karşılık, en temiz şirketler Hollanda, İsviçre, Belçika, Almanya ve Japonya’da. Temizlik ve kirlilik sadece o şirketlerin kendi ülkelerinde değil, onların uluslararası bağlantılarında da kendini gösteriyor. Sadece kendi ülkelerinde değil, iş yaptıları ülkelerde de rüşvet veriyorlar.
Bu saptama pek sıradan değil. Her ülke bundan rahatsız. O kadar ki, iki gündür Cannes’da toplanan G20 ülkeleri zirvesinin de gündeminde. G20’de, Türkiye’nin de içinde bulunduğu ülkeler “Yolsuzluğa Karşı Eylem Planı” adı altında yolsuzluk ve rüşvetle ortak mücadele kararı alıyor.
Bu anlamda dünyada temiz ülke yok. Temizlikte ilk iki sırayı alan Hollanda ve İsviçre’de de, sıfır yolsuzluk diye bir kavram yok. Bu iki ülke nisbi olarak diğerlerinden daha iyi.
KP 00195465875 sayılı PTT kargosu
Bodrum’dan depremin yaşandığı Erciş’e geçen çarşamba günü bir kişiye PTT ile iki paket halinde özel bir çadır gönderiliyor. KP 00195465875 ve KP 00195465882 sayılı kargo numaralarıyla.
Aradan dokuz gün geçiyor, çadır henüz o kişiye ulaşmıyor. Gönderen Van PTT’yi arıyor, PTT’nin yanıtı: “O iki kargo şu anda Van’da. Alacak olan kişi gelir buradan alırsa, hemen teslim ederiz, gelmezse, bir kaç gün içinde çadırlar kendisine ulaşır”.
PTT’nin hızı, üstelik deprem zamanında, dudak ısırtıyor.

 

(Hürriyet)

Yalçın DOĞAN | Tüm Yazıları
Hits: 1192