Cezaevi ziyaretlerinin çetelesini tutmak

~ 19.10.2011, Can ATAKLI ~

CHP Deniz Feneri sanıklarının, aralarında bakanların da bulunduğu 100’ü aşkın AKP’li milletvekili tarafından ziyaret edildiğini açıklayınca, AKP karşı atağa geçti. Onlar da Ergenekon sanıklarını ziyaret eden CHP’li milletvekillerini açıklıyor.

Kurnazlık ya, millet nasıl olsa hep salak yerine konuyor ya.

İkisi çok farklı oysa.

Ergenekon ve türevleri tamamen hayale dayanan, Türkiye’de demokrasiyi, hukuku iktidarın amaç ve dileklerine göre şekillendirmek isteyen zihniyetin yarattığı intikam duygusu öne çıkan bir dava.

Sanıklarının pek çoğu neyle suçlandıklarını bile bilmiyorlar. Önceden verilmiş bir cezayı “tutuklu” sıfatıyla çekiyorlar.

Bütün bunların ötesinde Ergenekon ve benzeri davalar tamamen siyasi davalardır.

Deniz Feneri olayı ise iddiaya göre vicdanları yaralayan, dünyanın bile büyük tepkisini çeken, insanların şefkat duygularını sömürerek yapılan hırsızlığın davasıdır.

Özünde siyasi tarafı yoktur ama sonuçları iktidar partisi için çok yıpratıcı olabilir.

Bu nedenle iktidar mensuplarının üstelik bakanların topluca gidip sanıkları ziyaretler etmeleri yargı üzerinde bir baskı oluşturma amacını taşır. Ki zaten iktidar mensupları kendilerine bağlı olsa bile yargıyı böyle kuşatarak herhangi bir arızanın olmasına izin verilmemesini sağlamaya çalışıyorlar.

Böyle bir kuşatma altında kalan yargı, bağlı olduğu iktidarı rahatsız etmemek güdüsüyle bu davaya karşı çok gönülsüz olacaktır. Ayrıca davaya daha tarafsız gözle bakmak isteyenlerin başına gelenler de bilinmektedir.

Ergenekon ve benzeri davalar ise bizzat iktidarın emrindeki yetkililer tarafından zaten belli bir amaca hizmet ederek yürütülüyor.

CHP’nin ya da başkalarının cezaevi ziyaretleri bırakın yargı üzerinde baskı oluşturmayı tam tersine hukuksuz uygulama yapma iştahını daha da artırmaktadır. Ergenekon sanıkları siyasi partilerden destek gördükçe davaya yönelik, akıl, mantık, vicdan, hukuk ve demokrasi ihlalleri ilgililer tarafından daha keyifle yapılmaktadır.

Bu nedenle iki davayı ve siyasilerin “ziyaret” ilgisini asla karıştırmamak gerek.

****



Sadece 20 liraya 10 bin çocuğun ayağını, 30 liraya yüreğini ısıtın

Van Atatürkçü Düşünce Derneği geçen yıl yaptığı 10 bin çocuğa bot ve mont kampanyasını bu yıl yeniden düzenliyor. Doğuda soğuk kış günlerinde ayağını koruyacak bir botu, sırtını ısıtacak bir montu bulunmayan 7-13 yaş arası öğrenciler için açılan kampanyadan 10 bin öğrenci yararlanmıştı.

Dernek yöneticileri bu yıl sayıyı daha da artırmayı amaçladıklarını belirterek “Sadece 20 liraya çocuklarımızın ayaklarını, 30 liraya da yüreklerini ısıtalım” diyerek herkese çağrıda bulunuyor.

Arzu edenler Türkiye İş Bankası Van Beşyol Şubesi’ne 20 lira ya da 30 lira yatırarak bu kampanyaya katılabilir. Hesabın IBAN numarası şöyle:

TR92 0006 4000 0018 9020 1091 02.

Birden bastıran soğuk günlerde ayağına giyecek ayakkabı, sırtını saracak bir giysi bulamayanları düşünün lütfen...

****



Yeni tanıdıklarınızdan cep numarası istemeyin

Yaşam günlüğü

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte hayatımıza giren yenilikler, görgü kuralları konusunda da bazı yeni değerler oluşturuyor.

Cep telefonları hayatımızın artık değişmez ve vazgeçilmez araçlarından biri oldu. Tabii cep telefonu kullanımı da bazı yeni “görgü kurallarının” işlemesi gerekliliğini getiriyor yaşamımıza.

Örneğin cep telefonları ilk çıktığında kalabalık yerlerde yüksek sesle konuşulurdu, kendiliğinden oluşan bir görgü kuralı ile bu yüksek sesli konuşmalar çok azaldı. Yine sekreterle cep telefonu aranıp bağlatılmaz. Ne yazık ki bu kurala uyan sayısı çok az.

Bugün sizlerle “olması gerektiğine” inandığım bir görgü kuralından söz etmek istiyorum.

Bir toplantıya katılıyorsunuz, ya da bir davette birileriyle tanışıyorsunuz. Karşınızdaki üç beş kelimelik sohbetten sonra cep telefonunu çıkarıp “numaranızı verir misiniz?” diye soruyor.

Bu olmaz.

Çünkü cep telefonu “genel” bir telefon değil. Kişiye özel. O halde özenli davranmak ve ancak karşı taraf teklif ederse cep numarasını almalıyız.

Tesadüfen tanıdığınız birinin hiç olmadık zamanda sizi aramasını istemeyebilirsiniz. Bu telefon sizin özeliniz olduğuna göre buna da hakkınız vardır.

Tanışır tanışmaz “Cep numaranızı alayım” diyenler ayrıca sıkıntı da yaratıyor. Durup dururken telefon numarasınızı vermek istemediğiniz ya da gerek görmediğiniz birine karşı “Hayır size neden cep numaramı vereyim” diyemeyebilirsiniz de, nezaket gereği.

Bu nedenle tavsiyem, yeni tanıdığınız bir kişiden, cep telefonunu vermesi için asla ısrarcı olmayınız.

Bunlar artık çağımızın görgü kuralları.

Müstahaksınız ama!

Birkaç gündür zamları tartışıyoruz. İktidarın “güncelleme” adını verdiği ÖTV zamlarından sonra asıl furya mal ve hizmetlere yapılan zamlarla yağmur gibi üstümüze geliyor. Doğal olarak pek çok kişi bu zamları eleştiriyor.

Ancak bu kez hiçbir ülkede görülmeyecek biçimde kendini “halk yerine koyan” kişiler zamları savunma telaşına kapıldılar.

İktidarın yarattığı biat kitleleri, kendilerini öylesine kaptırmışlar ki, neredeyse “bu zamlar az” diyecekler.

Gazetelerin internet sitelerindeki haberlere yazılan yorumlarda görüyorum bunları. Diyor ki bir yorumcu “Hastane, okul, yol, elektrik, su istiyoruz, peki bunların için para gökten mi yağacak?”

Başbakan’ın üslubu böyle. Öyle söylüyor, “biz parayı nereden bulacağız?” diyor. Saf vatandaşım da buna inanıyor.

Kendini iktidara bu kadar kaptıranlara şunu söylemek gerek; “Bugün yaratılan gelir kaynakları zengin fakir gözetilmeden herkese uygulanan dolaylı vergilerdir. Amaç hastane okul yapmak değil, cari açığı kapatmaktır. Bu vergiler de zincirleme reaksiyon göstererek diğer mal ve hizmetlere zam olarak yansır. Dolaylı vergi en kolay yoldur, devletin görevi asıl vergileri toplayabilmektir. Bunu yapamadıkça halkın üzerine dolaylı vergilerle çullanır.”

Saf vatandaşlardan bazıları da “Sanki eskiden zam yapılmıyordu, yüzde 100 enflasyonları nasıl unuttunuz, üstelik hortumlar da kesildi” diyor. Artık enflasyon yoksa hortumlar da kesildiyse, peki aradaki fark nerede benim saf vatandaşım? Diyecek bir şey yok, zamlara da alkış tutuyorsa bu halkın bir kısmı, sürekli ezilmeye de müstahak demektir. Üstelik kendi oylarıyla, “milli irade” olarak.

Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) artışından sonra da rahatça harcama yapabilenlerin,

****



“Allah vergisi bir serveti” olsa gerek! (Gani Yıldız)

 

(GazeteVatan)

Can ATAKLI | Tüm Yazıları
Hits: 1135