Gazze 'milli dava' değildir

~ 11.09.2011, Kadri GÜRSEL ~

Biz aslında İsrail’i ve Gazze’yi tartışmıyoruz; Türkiye’yi tartışıyoruz.    İsrail ve Gazze, tartışmanın nesnesi, öznesi değil.
Tartışmanın öznesi, Türkiye’nin yırtılmış kimliği ve parçalanmış ruhudur.
Bir milli dava arıyorsak, bundan daha gerçeğini ve daha acil çözüm gerektirenini bulamayız.
Çünkü dava, “milli” olanın ne olduğunun kimler tarafından nasıl tanımlanacağıyla ilgilidir.
Bu dava geleceğimiz hakkındadır. Dava, Türkiye’nin içinden geçtiği değerler çatışması döneminden yeni bir toplumsal sözleşme ile çıkıp çıkamayacağı ve sonra yoluna fiziki olarak da parçalanmadan devam edip edemeyeceğiyle ilişkilidir.
Türkiye laik demokrasisini geliştirmeyi, tabana yaymayı, demokratik çatısını onarmayı başarabilecek mi? Yoksa sonunda geriye ne laik ne de demokratik bir ülke mi kalacak?
Kişi hak ve özgürlükleri, hukukun üstünlüğü, inanç özgürlüğü, ifade hürriyeti, basın özgürlüğü, çoğulculuk...
Asıl milli davamız bunlardır; davamız kendimizledir.
Şimdi, Gazze’nin milli dava olması ya da olmamasının Türkiye’yi nasıl tarif ettiği nokta-i nazarından bakalım bu meseleye...
Türkiye’yi ve onun dış politikasını klasik ya da “yeni” İslamcı mefkurenin değer parametreleri içinde tanımlıyor iseniz...
Gazze’ye de “Sünni İslam ümmetçiliği” mikyasından bakıyorsanız, onda bir “milli dava” hatta bir “cihad” konusu görmeniz tabiidir.
O zaman birinci dış düşmanınızın İsrail olması da doğaldır.
Müstebit, anti-demokratik siyasi kültürünüz, Gazze’ye bu bakışınızın gerçek manasından ötürü sizi eleştirenleri de kolaylıkla “iç düşman” olarak görmenize el verir. Yani onlar size göre “baş düşman İsrail’in avukatı”dır, “İsrail büyükelçisinin boşluğunu dolduranlar”dır.
Demokrasimizin geleceği için hakkaniyet ve karşılıklı saygı çerçevesinde özgürce yapılması gereken hayati bir tartışma daha en başından işte böyle faşizan bir üslupla boğuntuya getirilir.
Kendi vatandaşınıza da Sünni İslam ümmeti ölçeğinden baktığınız içindir ki bu kez Suriye konusundaki demokratik tahammül gerektiren muhalif ve aykırı görüşlerin arkasında “mezhep dayanışması” görürsünüz veya öyle gösterirsiniz.
Oysa sizin mezhebinizden olmayanlar, yani ümmetten saymadıklarınız da bu ülkenin, hakları anayasal güvence altındaki eşit vatandaşlarıdır.
İşin içine mezhep ayrımcılığını karıştırarak, bu ülke topraklarında yaşayan eşit vatandaşlar arasına nifak sokmuş, onları bölmüş olmuyor musunuz?
Vatandaş dedik ya... Onlar bu “vatan”da yaşar.
Gazze’ye “ümmet”in değil de bu “vatan”ın ölçeğinden baksaydınız, bir “milli dava” görmeyecektiniz.
Ve başka bir ülkenin ordusuyla sıcak bir çatışma potansiyelini de içeren, ekonomik, siyasi ve askeri maliyeti büyük olabilecek hamlelere kalkışmayacaktınız.
Çünkü Gazze’ye “vatan” penceresinden bakanlar için “vatan”ın toprağına, sınırlarına ve o vatanın üzerinde yaşayan insanların emniyeti ve esenliğine doğrudan yönelmiş, hayati, açık, yakın ve dolayısıyla gerçek bir tehdit söz konusu değildir.
Gazze sorununu bir “milli dava” olarak değil, ama bize hem coğrafi, hem de tarihsel ve kültürel bağlar açısından yakın olan bir halkın ambargo ve ablukalar altında yaşadığı bir insanlık trajedisi olarak görmek, Türkiye’nin bu meselede müdahil tutum almamasını gerektirmez ki...
İsrail askerlerinin katlettiği 9 aktivistin davası ne olacak derseniz...
Uluslararası sularda başka bir devletin güvenlik güçleri tarafından kasten öldürülen vatandaşlarının hesabını, uluslararası hukukun kendisine verdiği bütün hak ve yetkileri sonuna kadar kullanarak sorması TC devletinin boynunun borcudur.
“9 şehit”... Kabul.
Ama ben de size bu vatanın dağlarında devletinkinden farklı bir üniforma giyerek silahlı dolaşan ve hemen her hafta dokuzdan fazla insanı şehit eden vatandaşlarımızla, yine her hafta bu vatandaşlarımızdan bir o kadarını “devlet olmanın gereği” öldüren resmi üniformalı vatandaşlarımızın davalarını hatırlatırım. Ve bir kesimin gözünde devletin öldürdüklerinin “şehit” olarak görüldüğünü de...
Ve bu asıl davayı bu vatanın ölçeğinde çözmeden, siz bu milletin enerjisini ve kaynaklarını aslında olmayan davalarda tükettiğiniz sırada, ülkenin başına çok daha büyük davaların açılabileceğini de eklemek gerektiğini düşünürüm.

(Milliyet)

Kadri GÜRSEL | Tüm Yazıları
Hits: 1168