HSYK şikâyetler karşısında adil mi?

~ 10.09.2011, Sedat ERGİN ~

HÂKİM ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), Deniz Feneri savcıları hakkında kovuşturma açılması yolunda adım atarken savcıların usul ve yasanın dışına çıktığı yolunda bir kanaatten yola çıkıyor.

Hiçbir kamu görevlisi hukukun üstünde değildir. Savcılar da hata yaptıkları takdirde bunun bedelini ödemek durumunda.
Deniz Feneri savcılarıyla ilgili işlemlerin kamuoyunda yarattığı tartışmaların ve tepkilerin gerisinde başka davalarla ilgili benzer şikâyetler karşısında seçici davranıldığı yolundaki izlenim rol oynuyor.

LEHTE DELİLLER SÖZ KONUSU OLUNCA

Özellikle Balyoz davasında lehte delillerle ilgili bazı uygulamalarda oldukça düşündürücü noktalar var. 
Örneğin 6 Aralık 2010 tarihinde Gölcük Donanma Komutanlığı’nda yapılan aramada bulunan belgelerin Deniz Kuvvetleri’ni ilgilendiren bölümüyle ilgili olarak Donanma Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından hazırlatılan bilirkişi raporunun başına gelenleri hatırlayalım. Bilirkişi heyeti, bu belgelerin bir bölümünde ciddi maddi hatalar tespit etmiş, çelişkileri belgeleriyle ortaya koymuştu.
Askeri Savcılık, 14 Ocak 2011 tarihli bu raporu 25 Ocak 2011’de Beşiktaş Adliyesi’ndeki Özel Yetkili Savcılığa göndermiştir. 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi 11 Şubat 2011 tarihli duruşmada sanıklar aleyhinde yeni delilleri gerekçe göstererek 163 sanığın tutuklanmasına karar vermiştir.
Sonradan savcılığın, sanıklar aleyhindeki delilleri ve bunlara ilişkin polis değerlendirme raporlarını mahkeme başkanlığına sevk ederken lehte delilleri içeren bilirkişi raporunu göndermediği ortaya çıkmıştır. Mahkemenin talep etmesi üzerine bu bilirkişi raporu mart ayının sonuna doğru mahkemeye ulaşmıştır.
Oysa yasalar, savcılara yalnızca aleyhte değil, lehte olan delilleri de bulmak ve değerlendirmek görevini veriyor.

DELİLLER ADLİ  EMANETE  KALDIRILINCA

Bir başka çarpıcı örnek, iddianamenin ana ağırlık merkezini oluşturan 5 Mart 2003 tarihli 11 numaralı CD’den çıkan Balyoz belgeleri arasında yer alan “bazı kamu kuruluşlarında darbeyi destekleyecek personele” ilişkin listeleridir. Savcılık, adı geçen kuruluşlara yazı yazarak listede geçen bu isimlerin 2003 tarihinde kadrolarında görevli olup olmadığını sormuştur.
Hevalsan’ın 22 Mart 2010 tarihli yanıtında, listede adı geçen personelden yaklaşık üçte birinin o tarihte görevli olmadığı ortaya çıkmıştır. Keza ASELSAN 16 Mart 2010 tarihinde gönderdiği yazıda, Balyoz belgelerinde 2003’te kurumda görevli olduğu öne sürülen 3 kişinin 2006’da, 1 kişinin ise 2007 yılında kurumda çalışmaya başladığını bildirmiştir. Türk Telekom’un, il sağlık müdürlüğünün yazıları da benzer çelişkileri ortaya çıkarmıştır.
İddianame 6 Temmuz 2010 tarihini taşıyor. Yani metnin yazımı, söz konusu yazıların savcılığa ulaşmasından yaklaşık 3 ay sonra bitmiştir ama bu yazışmaların içeriği iddianameye yansımamıştır. Ayrıca kamu kuruluşlarından gelen bu yazılar iddianamenin ek klasörlerine konmayıp adli emanete kaldırılmıştır. Avukatların 20 Kasım 2010’da yaptıkları bir başvuru üzerine adli emanetten çıkarılıp sanıklara verilmiştir bu yazışmalar. 

HSYK’YA DÜŞEN GÖREV

Buraya kadar aktardığımız bilgiler daha önce de kamuoyuna yansıyıp tekzip edilmemiş olgulara dayanıyor. Başka örnekler de verilebilir. Burada temel sorun sanıklar açısından lehte olan delillerin mahkemeye aktarılmaması, sanıklarla paylaşılmamasıdır.
Neresinden bakılırsa bakılsın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma ve etkili itirazda bulunabilme gibi iki temel hakkı açısından sorunlu bir durumla karşı karşıyayız.
Şimdi işin HSYK’yı ilgilendiren yönüne gelelim. Sanık avukatlarının sorunlu uygulamalara dikkat çekerek HSYK’ya yaptıkları başvurular her seferinde sonuçsuz kalmıştır. Balyoz davası  avukatlarından Celal Ülgen, durumu şöyle anlatıyor: “Bugüne değin 6 kez HSYK’ya başvurduk, bunlardan tekine bile yanıt verilmemiş, başvurularımız askıda bırakılmıştır. Dilekçe Kanunu’nun 7’nci maddesinde 30 gün içinde cevap verileceği belirtilmekte iken, HSYK bu yasa hükmüne dahi uymamıştır.” 
HSYK’nın Deniz Feneri’yle ilgili işlemlerinin önemli bir sonucu, galiba diğer büyük davalarla ilgili hareketsizliğinin toplum karşısında daha göze batar hale gelmesi olmuştur. HSYK’nın önüne getirilen somut olgularla ilgili kamuoyuna doyurucu bir izahat vermesi kurulun inandırıcılığı açısından elzemdir.   

(Hürriyet)

Sedat ERGİN | Tüm Yazıları
Hits: 1289