Hayata Düşmanlık Yelpazesi

~ 07.09.2011, Nihat BEHRAM ~
Ensesi kat kat kalın kapitalizm bu yelpazeyle yelleniyor. Özellikle ter bastığı anlarda, yelpazeyi kanat gibi açıp esintisi altında demleniyor. Bu yelpazenin telekleri saymakla bitmez. Kuşkusuz ki, kapitalizm denince akla gelen, ikide bir orda burda çıkarılan savaşlar, emperyalist iştah; banka, borsa oyunları; emekçiye kesilen kriz faturaları, işten atmalar, zam; felâket senaryolarıyla yemlik ülkelere demokrasi ve uygarlık taşıma masalları; yağma, talan, kâr doymazlığı; emek sömürüsü, patron sultası....
Bu kadar mı? Dedim ya, o yelpazenin telekleri saymakla bitmez. Ne yılan ‘benim pulum daha fazla’ diye o yelpazenin telekleriyle ‘çokluk yarışı’na girer, ne umumi hela ‘bokluk yarışı’na! Ensesi kat kat kalın kapitalizm, açmış işte öyle devasa bir yelpaze, yellenir de yellenir! Yellenmenin bitmek bitmez kazancıyla çimlenir de çimlenir....
Telekleri bir bir saymaya ne yerim elverişli, ne sabrım o denli geniş. İnanmayan, hayata düşmanlık gördüğü (sözgelimi: tavuğu hormonla şişirenden emekçinin terini aşırana; kanserejonlu boya taşıyan kazaktan, kredi kartlarıyla atılan kazığa kadar) herhangi bir durumun üflesin külünü, baksın altından ne çıkar? Çıkan eğer kapitalizm değilse, gelsin beni ‘yalancının, bozguncunun birisin’ diye taştan taşa sürüsün!
Örneğin eğlence fişeği, maytap! Maytap diyip geçmeyin. Geçenlerde İsviçreliler, milyonlarca dolarlık havâi fişekle yeri göğü inim inim inletti, zifir zifir kirletti. Sanarsın dünya savaşı çıkmış! Eni konu: İsviçre’in Kuruluş Yıldönümü kutlamalarıymış! Günler öncesinden caddelerde, sokak başlarında maytap sergileri açıldı. İsviçreli evine torba torba ‘eğlence fişeği’ taşıdı. En muteber havâi fişek, gökyüzünde en gösterişli ateşe, en ürkütücü sese ulaşanı! Günler öncesinden maytapla ilgili yayınlar, reklâmlar başladı. İsviçreli çocuklara maytabın nasıl ateşleneceği, ateşleme sırasında dikkat edilecek durumlar öğretildi. Bu konunun en yetkin, en etkili, en bilinçli eğitmenleri, tabi ki maytap fabrikatörleri! Eh, ona göre de kazanacaklar. Gazetelerde bu yılki kazançlarının tavana vurduğu yazıldı. Kutlamalar öncesinde “Bu yılki eğelence fişeği harcamalarını Afrika’da açlıktan kıvranan çocuklara iletelim!” çağrısı yapanların sesleri sinek vızıltısı gibi kaldı. Kimi ilericilerse maytap harcamalarını ‘sokağa atılan para’ diye tanımlıyor! Sokağa atılan para olsa iyi! Hiç olmazsa ‘belki bir fukara bulur’ olasılığı taşır. Sokağa atılan paranın kime ne zararı var! Bu maytaplı eğlence, göğe, toprağa, suya, ruhumuza, kulağımıza, hayatımıza, hayata sıkılan zifirli, zehirli kurşun. Hayata düşmanlık öylesine dallı budaklı ki: Kutlamaların yapıldığı gece, karşı binanın çatı altına baktıkça yüreğim parça parça oldu. Ateş toplarının gürüldeyerek göğe her yükselişinde, kırlangıçlar yuvalarından kafalarını uzattı uzattı çekti içeri. Çatının üstündeki güvercinler karanlıkta ağaçlara, tellere çarpa çarpa havalandı. İspinozdan, isketeye, saksağandan serçeye onca canın yaşadığı şok, çektiği azap; suçsuz, minicik bağırlarında düğümlenen korku; gece yem bulmaya çıkan kirpinin içindeki çarpıntı, yavrulamış sincabın yaşadığı panik, kapitalizmin yellenmesi ve demlenmesi için hayatın ödediği bedellerden değil mi? İşte bu da bir kirli savaş türü. Kapitalizm için hayata düşmanlıkta sınır mı var? Şenlikmiş! Öyle şenliğin canı cehenneme! ‘Hayata dönüş operasyonu’ndan ne farkı var?
Evet, telekler saymakla bitmez. Kaldır kafanı, göğe bak, ozonun deliğine düşersin; kırlara, yamaçlara doğru yürü, nükleer santralde pişersin; denize gir pislik yutarsın; bal ye, sahte çıkar zehir tütersin... Hangisinin altında kapitalizmin doymak bilmez iştahı yok; hangisi kalın enseli kapitalistin çıkar hesabına uzak; hangisi onun yellenme yelpazesinin teleği değil? Yalanım varsa, öfke tüten dilimi maytap ateşiyle yaksınlar, kalem tutan elime paslı çivi çaksınlar!
Balina katliamcısı Japon Başbakan kapitalizmin şeytani hesaplarıyla denizleri nükleer zehir ve kan çanağına çevirdi. Balinaların bedduasıyla kükreyen deniz kıyıları vurunca, bu kez merhamet melekliğine soyundu! Ardı sıra Merkel, Sarkozy, Berlusconi ‘nükleer santrallere sınırlama’ konusunda onunla vaat yarışına girişti! Hepsi kapitalizmin birbirinden sahtekâr temsilcileri, hayat düşmanlığının simgeleri olarak.
Cehalet ve çarpık eğitimin sonucundaki hayat düşmanlığının yine de bir ‘açıklaması’ var. Ensesi kalın, elleri kanlı kapitalizminki öyle de değil. Bilinçli, planlı, hesaplı bir hayat düşmanlığı.
‘Açıklaması var’ da, cehalet ve çarpık eğitim sonucundaki hayat düşmanlığı az mı gaddar? Önceki yıllarda İsviçre’de yaşanmış bir olaydır: ‘Bizimkiler’den biri, akşam işten eve döndüğünde, çocuğunun kalemle duvarları boyadığını görür. Beş yaşındaki çocuğu dövdüğü yetmezmiş gibi, ceza olarak kollarını bağlayıp karanlık tuvalete kapatır, kahveye gider. Geç vakit eve döndüğünde, çocuğu tuvalette bayılmış bulur. Ne denli zalimce bağlamış ki, çocuğun kolları omuzlarına dek morarmıştır. Hastahaneye götürür. Doktorlar, “Biraz gecikseydin ölecekmiş!” diyerek çocuğun kangren olmuş kollarını keserler. Komadan ayıldığında yavrucuğun ilk sözü, “Baba Kuran çarpsın bir daha duvarları boyamam, ne olur kollarımı geri ver!” olur.
Hayata düşmanlığın sınırı yok. Cahaletin gaddarlığı da onun alanında: Kedinin ayaklarını kesen, kaplumbağanın kafasını ezen, köpeğin kıçını kırık şişeyle parçalayan, “ağladığı için bebeğininin göğsünü sigara ateşiyle dağlayan, ‘namus davası’ diye karısını, kızını doğrayan... Az değil. ‘Cehalet ve çarpık eğitim sonucundaki hayat düşmanlığının yine de bir açıklaması var’ dedim de, sanki cehaleti emziren de kapitalizm değil mi? Cehalet barbarlığının altındaki ‘hesap numarası’ nda kapitalizmin kârı birikmiyor mu? Toplumdaki ilkellik ve gerilik de, kapitalizmin elindeki hayata düşmanlık yelpazesinin teleklerinden biri değil mi? Cehaletin başka ne ‘açıklaması’ olacak?
Onu bunu bilmem: Kapitalizme cephe almayanının hayat sevgisi, koruma duygusu ve bilincinden yoksun bir ‘sevgi’dir. Kapitalizme karşı savaşmayan herkes, bir biçimde hayat düşmanlığıyla iç içedir!

(SolHaber)

Nihat BEHRAM | Tüm Yazıları
Hits: 1970