Yalnızlık Ormanında

~ 04.09.2011, Mustafa BALBAY ~
Bir yol kıyısında, park köşesinde tek başına, yalnız diye düşündüğümüz ağaç aslında kendi içinde bir ormandır.
Örneğin ağustosta, eylülde iğde ağaçları... İçi unlu kurabiye, dışı ipeksi
kadife meyveleri üçer beşer sallanır rüzgârda. Beyazla açık yeşil arasında tonlarca desenle örülü yapraklar aynı zamanda böcek yatağıdır. Hele bu mevsim iğde ağaçlarının dallarında, yapraklarında onlarca çeşit yüzlerce böcek bulabilirsiniz.
Böceksel hayvanat bahçesi demek hiç abartma olmaz.
Sadece iğdenin değil, bütün ağaçların yaprakları dökülürken, daldan ayrıldığı yerde küçük bir iz bırakır. O izin hemen üstünde ağaca göre değişen hafifçe bir kabarma vardır. O, ilkbaharda patlayacak yaprak tomurcuklarının fidesidir.
Ağaç kendi içinde o fideyi büyütürken dışını öylesine sağlam korur ki hiçbir kış ona diş geçiremez. Tam tersine kışın yağmuru, karı ona besin olur.
Eylülle birlikte sonbaharı giyinmeye başlayan bütün ağaçların içinde kışın hazırlığı, baharın sevinci, yazın umudu vardır.
***
İnsan da ağaç gibidir. Dallarından köklerine, gövdesinden meyvesine koca bir orman vardır içinde.
Yalnızlık o ormanın dört mevsimidir. Öyle sırayla da birbirini takip etmez mevsimler, kışbaharın ardından sonyaz gelir; onu aylar dönencesi izler, ocak, ağustos, kasım, haziran...
Bütün bunları hakkıyla yaşayacak, ölçü birimlerine sığmaz, uçsuz bucaksız alanlar vardır insanın içinde. Yalnızlığın ışıkları vurur her bir yere.
Zaman birimi de farklıdır yalnızlığın. Kabaca tahminle bir ışık yılından biraz daha uzun olmalı, bir yalnızlık yılı.
Aslında böyle bir karşılaştırma anlatmaya yetmez. Yalnızlık yılında zaman akıp gitmez. Gün olur, bütün geçmiş yıllar önündedir; seçip seçip yaşarsın onları. Gün olur, önünde uzun bir gelecek birikmiştir. Heyecanlanırsın, ne tarafa bakacağını bilemezsin.
“Siz zahmet etmeseydiniz, ben gelirdim” derseniz eğer, onun da bir yolunu bulur yalnızlık. Yeter ki kendi içindeki yolculuğa hazır ol.
İnsanın kendi içindeki yolculuk, dünyanın merkezine yolculuktan biraz daha maceralı, biraz da bilinemeyenlerle doludur. Zira ulaşsanız da ulaşmasanız da dünyanın ortasındaki merkez bellidir.
Ya insanın içindeki merkez?
Belli değildir. Zaten merkez diye bir yer de yoktur. İnsan uzayı demek hiç de abartma olmaz.
Hani insan bilgi okyanusundan kaşık kaşık aldıkça daha öğrenilecek ne kadar çok şey olduğunu düşünür ya... İçindeki yolculukta da keşfedilecek ne kadar çok şey olduğunu hisseder. Sık sık durup soluklanmak ister...
***
Yalnızlık aynı zamanda duygular ormanıdır. İçine hiçbir şey katılmamış en saf haliyle yaşarsın onları.
Öyle kaçma duygusu da oluşmaz insanda. Aksine onlarla yaşamak güç vermeye, zenginleştirmeye başlar.
Bütün mesele, yaşamayı, yaşama bilincini her şeyin üstünde tutmakta. O üst noktaya çıkan merdivenin adı da amaç.
Sadece yaşama bilinci bile başlıbaşına bir amaçtır. Bunun üzerine kendini tanıyıp yapabileceklerini ekleyince yaşamın tadı nerede olursa olsun güzeldir.
Yaşam, nerede olursa olsun zengindir.
Yalnızlığını kendi içinde kocaman bir ormana dönüştürebilir insan.
Bir de amaç tohumlarını içindeki mevsimlerle uyumlu ekerse, neler yetiştirmez...
Böyle bir ormanda umut güneşi de hiç batmaz zaten...

(Cumhuriyet)

Mustafa BALBAY | Tüm Yazıları
Hits: 1258