Hukuk bir kez susmaya görsün

~ 23.08.2011, Yalçın DOĞAN ~

OTURDUĞU koltuktan kalkıp, “olmaz böyle şey” diyerek isyan eden seyircilerden biri de, benim. Üstelik, bir kaç kez.

Amerikan Cumhurbaşkanlarından Abraham Lincoln Amerika’da kuzey-güney iç savaşında ülkenin birliğini sağlıyor. Savaştan sonra uğradığı suikast sonucu öldürülüyor.
Robert Redford imzasını taşıyan “Suikast” filmi, Amerikan tarihinin bu en dramatik olaylarından birinin izini sürüyor. O iz sürme Amerika’nın kendi tarihiyle hesaplaşması. Hiç çekinmeden, perde arkasında dönen insanlık dışı, hukuk dışı dolapları göz önüne seriyor.
ASKERİ MAHKEME
Suikaste karışan üç kişi yakalanıyor, bir de pansiyon işleten bir kadın.
Lincoln’e suikastı düzenleyenler bu kadının pansiyonunda kalıyor, suikast timi içinde kadının oğlu da yer alıyor. Ancak, oğlu yakalanamıyor. Kadının suikaste yataklık ettiği öne sürülüyor.
Film bu iddia üzerine oturuyor, mahkeme süreci hukuk açısından yüz karası olaylarla dolu.
Her şeyden önce sivil değil, askeri mahkeme. İlk yanlış burada. İkincisi, mahkeme üyeleri, Anayasaya aykırı olarak, Savunma Bakanının özel seçimiyle oluşuyor. Savcı ve yargıçlar siyasi otoritenin emrinden çıkmayan, hukuka göre değil, aldıkları emirlere göre hareket eden üyeler.
Yargılama süreci bu açıdan ibretlik.
VE MEDYA
Yakalananlar daha yargılama başlamadan önce, kamu oyunda çoktan ölüme mahkum ediliyor.
Gazete manşetleri, suikast sonrasında dönemin en güçlü siyasal aktörü Savuma Bakanı tarafından yönlendiriyor. Gazeteler göz kırpmadan bu görevi yerine getiriyor. Çünkü, ortada öldürülen bir Başkan var ve halk intikam istiyor. Bu isteği medya her gün biraz daha körüklüyor.
Körükleme bazen kulis faaliyeti, bazen vatan-millet nutukları, bazen de tehdit yoluyla. Sindirilmiş medya göz göre göre bir hukuk faciasına alet oluyor.
ZOR SAVUNMA
Böyle bir ortamda, pansiyoncu kadını savunmak.
Genç bir avukat sadece öğrendiği hukuk ilkelerinden yola çıkıyor. Yasa ve Anayasadan. Yargılananları herkesin çoktan mahkum ettiği bir durumda savunmayı üstlenmek yürek istiyor. Kadını savunduğu için, avukatın başına gelmedik kalmıyor, nişanlısı bile onu terk ediyor. Avukat sanki halk düşmanı. O hukuktan söz ettikçe, tehditler birbirini izliyor.
Sözüm ona mahkeme, hukuk çiğneniyor da, çiğneniyor. Yalancı tanıklar, ifadesi tehditle değiştirilen tanıklar, ayrıca kanıt yok.  Buna rağmen, savcı ki, emrini Bakandan alıyor, sürekli Bakanın odasında, kadının idamını istiyor. Çünkü, medya yoluyla halk bir kere kadının da komplo içinde yer aldığına inandırılıyor, o halde ölüme mahkum edilmeli.
EN DRAMATİK AN
Ve hukuk açısından en dramatik an:
Her şeye rağmen, kurgulanmış bir mahkeme bile kadını ölüme mahkum etmiyor. Yok, o kadar kolay değil, Savunma Bakanı mahkeme kararını değiştiriyor, kadın siyasal kararla ölüme mahkum ediliyor ve idam sehpasında can veriyor.
Genç avukat karar üzerine avukatlığı bırakıyor, savcıya bu hukuk faciasının nedenini sorduğunda, savcı:
“Savaşın konuştuğu yerde, hukuk susar.”
Oysa, savaşta ya da barışta hukuk sustu mu, avukatın söylediği gibi, o ülkede “kimin başına, ne zaman, ne geleceği belli olmuyor”. Korku ve tehdit kol geziyor. Savaşın bitmiş olmasına rağmen.
Bana kalırsa, bu filmi bütün savcıların, yargıçların, hukuk öğrencileri ile  siyasilerin izlemesi gerek.
Hukuk çiğnenirse, ne olur, onu bir kez daha anlamak için.
Çevreyi korumada tehlikeli adım

KÜLTÜR ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları. 1989’dan beri faaliyette bulunan özerk kurullar.
Çeşitli yatırımlara, inşaatlara karşı doğayı, her türlü kültür varlığını koruyan kurullar. Doğal varlıkları, sit alanlarını, ormanlık arazileri, deniz kıyılarını her türlü baskıya rağmen, bu kurullar koruyabiliyor. Her zaman başarıya ulaşmakta güçlük çekmiş olsalar bile, yine de, varlıkların korunmasında önemli kalkan görevi üstleniyor.
17 Ağustos tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan kanun hükmünde kararname ile bu kurullar kaldırılıyor ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlanıyor. Kurullarda üyelerin görevlerine son veriliyor.
Kararnameye göre, Bakanlıkta “Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü” kuruluyor, anılan kurullar bundan böyle anılan genel müdürlüğü bağlı olarak oluşacak.
Çevre ve doğal varlıkları korumak açısından çok önemli bir karar. Kararın en hassas noktası “kurullar artık siyasal irade ile oluşacak”.  Nerenin, nasıl korunacağına siyasal iktidar karar verecek.
İktidara koruma adına büyük sorumluluk yüklüyor, onun için iktidar dikkatli davranmaya zorlanabilir. Ya da çevre ve kültür varlıkları eskiye göre, daha az korunabilir duruma düşebilir.
Kurullar yine olacak, ama üyeleri Bakanlıkça atanacağı için iktidarın emrinde. Kararın tehlikeli yanı bu.

 

(Hürriyet 23.08.2011)

Yalçın DOĞAN | Tüm Yazıları
Hits: 1292