Şiddetleri ortak, kaderiniz ortaktır!

~ 11.08.2011, Umur TALU ~
Yargı kararı olmadan özgürlükler kısıtlananamaz.”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (bir kez daha) Türkiye’yi, “ordudaki iki dudak arası hapisler”den dolayı mahkum etti.
Ama ne “hukuka düşkün” hükümet saflarından buna uygun bir adım sinyali var…
Ne de, başlarına haklı veya haksız “yargı kararıyla özgürlük kısıtlaması” gelince feveran eden emekli veya muvazzaf paşalardan.
Ordu cumhuriyetin…
Hükümet demokrasinin savunucusu olmakla övünüyor ama…
Ordunun içinde ezilen on binlerce askere ne cumhuriyetin eşitlik, kardeşlik, özgürlük idealinin c’si gösteriliyor…
Ne demokrasinin d’si, ne hukukun h’sı.
Küçük harfleri dahi gösterilmiyor!
Bugün, gencecik bir subay dahi, kafası bozuldu mu, 20 yıllık asker olan bir astını, özgürlüğünden, ailesinden, çocuğundan, onurundan ayırabiliyor! İki dudağı arasında haysiyetini çiğneyebiliyor.
Bu “manevi şiddet” meselesi, sadece ordu içinde kalıp bitmeyen bir insanlık olayı.
Çünkü bu ülkede, sivil veya asker, bazen makam, iktidar, amirlik gücüyle, bazen erkeklik kuvvetiyle, kendinden güçsüz olanı ezme histerisi bendini aşmış zaten.
Otobüste, şortlu sporcu kıza yumruk atan denyo ile onu engellemeyen, bir de kızı haksız bulan çoğu erkek ve kimi de kadınlığını dahi şaşırmış ahali bu kültürün birer parçası.
Ezmeyi, yargısız infazı, manevi ve fiziksel şiddeti haklı gören bir “genel kültür”ün hukuku da öyle yandan çarklı, suratın ortasına, kalbin içine içine yumruklu oluyor.
Bir anne, Kadriye Ceylan mesela, yıllar önce İğneada’da “resmi görevliler” nezaretinde kayıplara karışan oğlunun akıbetini öğrenmeye çalışıyor yıllardır.
Cumartesi anneleri”ni nihayet kabul ettiği ve görüştüğü bir sıra, o vicdanın resmiyet önüne koştuğu bir gün, Başbakan da “üzülmüştü” Tolga Baykal’ın başına gelene; “maalesef bizim dönemimizde” diyerek.
Sonra mekanizma şöyle işledi:
Meclis komisyonu ve devlet, o anneye, evladının kaybını unutturmak üzere destan yazdı.
Ama, bir anne, kaybolmuş evladını unutabilir mi?
Kimi başörtülü, kimi başı açık, kimi Kürt, kimi Türk, ülkenin dört bir yanından anneler, kardeşler hep ortak bir pankartı tutuyor, “Sizi aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz” diye.
 
 
 
 
 
 
 
                                                                                                                        

O yüzden, “anneler” bu cumartesi İğneada’da.
Ah canım halkım…
Genç bir kıza vuran herifle, genç evladının akıbetinin peşinde yıllardır anıt gibi duran bir kadının arasında açık, net bir tercih yapmazsan…
Bir gün askerken “yargısız ceza” kafana inmeye devam edecek; bir gün kızına bir şiddet gösterisi çarpacak, bir gün evladının arkasından bakakalacaksın.
O yüzden…
Şikayetleriniz farklı farklı…
Birbirlerinize bakışınız bazen düşman gibi…
Ama kaderiniz ortaktır.
Ezen, vuran, tahakküm eden, onurunuzu, canınızı, evladınızı tehdit eden kim varsa…
İster sivil siyasetçi, ister üniformalı biri, ister bir otobüsteki pişkin cani, ister karısını, çocuğunu katleden biri…
Ortak bir şiddet kültürünün üyeleridir…
Şiddetleri ortak olduğu için kaderiniz de ortaktır!
Akıbetiniz de!
Kendi evladınızı arar gibi düşün hakikatinizin peşine.

(Habertürk 11.08.2011)

Umur TALU | Tüm Yazıları
Hits: 1248