YÖK fidanlığı

~ 29.07.2011, Güngör MENGİ ~

Atatürk’ün öğretmenlere direktifi açık ve nettir: “Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.”

Üniversitelerin ihtiyacı olan araştırma görevlilerini ve asistanları bundan sonra YÖK seçip alacakmış...

Araştırma görevlileri akademik dünyanın üniversitelerin fidanlığıdır.

Yusuf Ziya Özcan’a emanet edilmiş YÖK zihniyeti, Atatürk’ün tarif ettiği kalitelere sahip nesiller yetiştirecek öğretim elemanları ister mi acaba?

Korkarız ki öğretim elemanı olacak adayları seçerken uygulayacakları sistemi kaçak riskini sıfıra indirmek amacıyla belirlemişlerdir.

Sistem, kadrolaşmanın en radikal yöntemine başvuruyor çünkü.

AKP’nin yücelttiği niteliklere sahip adaylar seçilecek ve üniversitelerin öğretim kadroları bu kaynaktan beslenecektir.

Oysa asistanlık usta-çırak ilişkisi ile başlayan ve beslenen bir statüdür.

Seçilecek asistanda üniversitenin, hatta öncelikle profesörünün tercih hakkı olmalıdır. Akademik rekabet, yaratıcılık ve gelişme ancak böyle sağlanır.

YÖK Başkanı Özcan “Araştırma görevlileri üniversitelere tamamen objektif kriterlerle alınacak ve şeffaf bir şekilde atanacak” demiş.

Nasıl olur?

Bu YÖK, iktidarın hoşuna giden mütalaalar yazdığı için göze giren Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can’a Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde kadro açmak için bütün mevzuatın ve geleneklerin üstünden buldozer gibi geçmedi mi?

Hedef hiç şüphe edilmesin ki iktidar zihniyetini bütün üniversitelere egemen kılmaya çalışmaktır.

Çağdaş toplumun aklı üniversiteler, vicdanı medya ve kamuoyudur.

Türkiye’deki baskı yönetimi yüzünden toplumun aklı durmuş, vicdanı susmuştur.

Bu ortam korkutularak sağlanmıştır.

YÖK’ün yeni sistemi, akademik özgürlük için mücadele etmemeye gönüllü olarak razı öğretim elemanlarının devamlılığını garanti edecektir!

Gel adalet gel...

Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth bir Türkiye dostudur.

Türkiye’nin AB’ye üyeliğini Almanya’da savunmak her babayiğidin harcı değildir.

Öylesine bir dost...

“Türkiye’de eğer 70’ten çok gazeteci cezaevinde ise o zaman bu ülkede demokrasi alanında bir şeyler doğru gitmiyor” diye düşünüp dün Silivri’nin yolunu tuttu.

Onu iki saat oyaladılar, çirkin bir oyun oynadılar ve gönderdiler.

Yazdığı kitap daha basılmadan “yakılan” gazeteci Ahmet Şık ile görüşmekti isteği.

Görüşemedi ama bazı şeyleri kıyas yoluyla tahmin etti:

“Türkiye’nin dostlarına bu şekilde davranılıyorsa diğer insanların nelerle karşılaştığını merak ediyorum!”

Claudia Roth kapıda iktidarı hedef alarak “Neden korkuyorsunuz?” diye sordu.

Ve doğru tahmin ettiği şeyleri, yani baskıyı, hukuksuzlukları saydı döktü.

Giderken şunu söyledi:

“Ben Türkiye dostu olarak Avrupa ve Almanya’da Türkiye’nin AB’ye üyeliğini savunan birisiyim. Bunu gördükten sonra işimiz çok zor!”

Hiç üzülmesin...

Türkiye’deki hukuksuzluğa karşı yapacağı mücadele, AB konusundaki yardımlardan çok daha anlamlı ve yararlı bir dostluk olacaktır.

Yabancıdan medet ummak, dışarıya umut bağlamak acı ama ne yapalım?

CHP bile Silivri’den bırakılmayan iki milletvekili Haberal ve Balbay için AİHM’ne başvurmaya hazırlanıyor.

(GazeteVatan 29.07.2011)

Güngör MENGİ | Tüm Yazıları
Hits: 1323