İktidar yolun sonuna gelmişken muhalefetin eziklik psikolojisi

~ 12.08.2021, M. MURAT KUBİLAY ~

Duymaktan en bezdiğim iddialardan biri, AKP’nin bir anda ‘olağanüstü bir şey’ yaparak iktidarını kolayca sürdüreceği. Bu ‘olağanüstü bir şey’in ne olduğunu sorduğumda net bir yanıt alamıyorum.

Geçmiş deneyimlerden ötürü 7 Haziran sonrası yaşananlar veya ekonomide örtülü rezerv satılarak yapay başarı şovları gibi hukukla bağdaşmayan olaylardan bahsedildiğini tahmin edebiliyorum. Buna ek olarak durumu daha iyi göstermeyi amaçlayan Covid-19 veri derlemesine benzer enflasyon ve işsizlik veri açıklamalarını da görüyoruz. Algıyı değil hastalığın belirtilerini yönetmeyi amaçlayan kredi musluklarının açılması, kamu-özel işbirliğinin sınırlarının zorlanması ve kamu harcamalarının artırılması, hepsinin neticesinde suni bir şekilde olsa da canlanan ekonomik aktiviteyle baskın seçim denenmesi de konuşuluyor.

Dış politikada iktidarın kendi çıkarı adına açık kapı mülteci politikası izlemesi, Afganistan’da görev almak için gönüllü olması veya Libya-Suriye gibi askeri müdahale alanlarından çekilmesi de belki mümkün.

Son olarak seçim sistemi ve Siyasi Partiler Kanunu’nu değiştirmek, HDP’yi kapatmak veya tam felçli hale getirmek, seçim güvenliğini zayıflatacak hamlelerde bulunmak yönünde iddialar bulunuyor. En önemlisiyse, iktidarın seçimleri kaybetse bile devir teslim yapmayacağı iddiası.

Sırayla bu tip önermelere değinelim, daha çok ekonomi ağırlıklı olanlara yer verelim ve iktidarın neden yolun sonuna geldiğini belirtelim.

Bu tip görüşlere sahip olanlarla fikir birliğinde olduğum kısım şu: Benzer şoklar daha önceki ölçüde uygulanırsa AKP’nin bir şok teorisi yoluyla halkı afallatıp istediği sonucu almasına yeterli olmaz. Ekonomide de benzer bir hinlik denemesinin, yani örtülü rezerv satışı veya yabancıların TL’ye erişiminin engellenmesi gibi politikaların alanı kalmadı. Satılabilir rezerv yok, dış politikada yakınlık kurulan birkaç ülke dışında kaynak bulunamıyor, TCMB’nin muhasebe prensipleri yakından takip ediliyor. Berat Albayrak döneminin bu cin fikirleri sonrasında Naci Ağbal döneminde yurt dışı yatırımcılar tarafından son bir kez kredi açıldığını, bir gece yarısı kararıyla Şahap Kavcıoğlu’nun atanmasıyla bu kredinin de tüketildiğini ekleyelim.

Daha somut bir dille, birçok yabancı bireysel veya kurumsal yatırımcı TL cinsi finansal varlıkları yatırım evreninden çıkardı ve yüksek getiri imkânı olsa dahi aşırı oynaklıktan ötürü uzakta kalınması gereken piyasa olarak etiketledi. Kamu finansmanı yoluyla ekonomiyi canlandırma da benzer bir tepkiyle, yani kur ve faiz atağıyla sonuçlanıyor ki iktidar tam da bu sebepten pek denemiyor. Bunun yerine kamu-özel işbirliği çerçevesindeki projeler sürüyor ancak daha mütevazı büyüklükte olanlar ihale ediliyor. Kanal İstanbul’da ise hiçbir gelişme yaşanmıyor.

Kamu bankalarına sermaye koyma niyeti de hatalı bir şekilde baskın seçim öncesi kredi pompalanması olarak algılandı. Fakat gayri resmi batık kredilerin, daha resmi bir tabirle sorunlu kredilerin rekor hacminden ötürü bu da olanak dışı. Kredi talep edenler yüzde 20 civarı faizle yatırım değil, bir müddet daha çırpınarak dahi olsa yaşamayı amaçlıyor. Zaten iktidarın kredi politikasının ardında yüksek büyüme yok, sadece firmaları faal vaziyette tutabilmek var.

Sağlık alanında da veri yönetimi faaliyetleri sürüyor. Covid-19 verilerini derleme usulsüzlüklerinden ötürü, Türkiye’nin kırmızı listeden çıkmasının çok zor olduğunu Britanya belirtti.

Son verilerde dar tanımlı işsizliğin düştüğü iddia ediliyor, birkaç ay sonra da enflasyonun zirveden düşüşe geçtiği ifade edilecek; fakat tüm bunların vatandaşın bütçesinde karşılığı yok. Dahası küresel emtia ve navlun fiyatları bu derece yüksek seyrederse önümüzdeki kış son 20 yıldaki en zor aile bütçesi dönemini yaşayacağımızı şimdiden söyleyebiliriz.

Yönetememenin üstünü örtmek için algı amaçlı eylemlerin sadece muhalif seçmende şüpheyle karşılanmadığına eminim. Yani birkaç gün önce yangın uçağı olmayan ülkenin Yunanistan’a uçak yardımında bulunması, üstüne vatandaşa çay atılması, daha ötesi Almanya’nın Türkiye’yi kıskanması ve bunun için Avrupa’da yaşayan vatandaşların Türkiye’yi öven beyanları artık herkese komik geliyor. Birçoğu eski model veya krediyle alınmış akıllı telefon sahipliğiyle gençlerin durumunun iyi olduğu iddiası, çok konuşulan Z kuşağının seçmen tercihlerindeki etkisini ise iktidar ibretlik biçimde görecek.

Özetle, hukuk dışı denemelerde kantarın topuzunu öyle bir kaçırmalılar, bu esnada Türkiye’yi dünyadan öyle bir izole etmeliler ki biz de sesimizi çıkarmadan bir dönem daha bu düzenin sürmesini izleyelim. AKP’nin kafasında Türkiye’yi Rusya, Belarus ve Azerbaycan gibi bir yönetime götürme hedefi olabilir, hatta bu yolda MHP daha istekli bile olabilir. Fakat Tanzimat’tan başlayan aydınlanma, Atatürk devrimleri, çok partili siyasi hayata bağlılık buna imkân tanımıyor. Ancak bu durum rehavete neden olmamalı; çünkü iktidarı geriye dönüşü olmayan noktaya iteklemek, ardından seçimleri asgari ölçüde demokratik bir şekilde gerçekleştirmek ve nihayetinde çıkan sonucu kabullenmelerini görmek için kesinlikle sıkı ve hazır duruş şart. Yani ekonomik buhranla üç yılda tükenir hale gelen iktidarın kendi başına dağılmayacağı ve iktidarı bırakma yoluna gitmek istemeyeceğini unutmamak gerekiyor.

Yine de bu yazının başlığında yer aldığı gibi, bugüne kadar çok kez ve bir şekilde seçimler kaybedildiği için sürekli eziklik psikolojisinde gidiliyor. İktidarı acımasızlığına rağmen gözlerde büyütmemek ve her canlı gibi doğar, yaşar ve ölür döngüsünde olduğunu atlamamak şart.

Kaçırılan noktaysa iktidarın son küçük şansının bu eziklik psikolojisi içerisinde saklandığı. Bunun yerine ‘Yönetemeyenler seçilemeyecek ve iktidardan usulüyle gidecek; aksini denerlerse, kurumsal muhalefetin yetersiz kalma halinde dahi tüm toplum demokratik haklarını sınırsız kullanarak son sözü söyleyecek‘ çizgisinde düşünmek gerekiyor.

https://www.diken.com.tr/

M. MURAT KUBİLAY | Tüm Yazıları
Hits: 739