Siyasette Emeğin Yeri Yok !

~ 26.08.2020, Tevfik KIZGINKAYA ~

Dünya, 70’lerin ikinci yarısından bu yana Kapitalizmin Çok Uluslu Şirketler ve kendisine bağlı iktidarlar eliyle uygulattığı Yeni Dünya Düzeni (YDD) denen bir sömürü düzeni ile yönetiliyor. 

Çalışanları, emeği ile geçinenleri, tarlasında ve işliğinde üretim yapanları, emeklileri kısacası halkı sömüren bu düzenin gerçek yüzü, salgın sürecinde iyice görünür hale geldi.

Salgın karşısında “ insanı mı, yoksa parayı mı kaybetmek daha önemli” ikileminde Kapitalizm kendi tarafını seçti ve para, sermaye daha değerli dedi. 

Gerçek tüm çıplaklığıyla ortaya çıkınca da egemenler “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” demeye başladılar. Kendi kurdukları düzeni “eski ” diye suçladılar ve “dünyaya yeni bir düzen lazım” diyerek tek seçeneğin yine kendileri olduğunu kabul ettirmenin çabası içine girdiler.

*****

Dünyayı sömüre sömüre şişen Kapitalizm, halk isyan etmesin ve başka arayışlara girmesin diye kendisini yenileyecek. Kullanım süresi dolan YDD’nin yerine “daha yeni” ya da “yepyeni” bir dünya düzeni için yazdığı senaryoyu sahneye koymanın peşindeler. Belki var olan aktörler de değişecek. Dünya merakla bekliyor ama bizim asıl üzerinde düşünmemiz ve yanıt aramamız gereken soru; 

Kırk yılı aşan bir süredir kapitalizmin yok saydığı ve sömürdüğü Emeğin, Emekçinin, Halkın geleceğini kim düşünecek?

*****

Özeleştirimizi de yaparak kendimizi sorgulayalım;

  • Sol adına çıkışı, Kapitalizmin anavatanı ABD’den ve İngiltere’den mi bekliyoruz? Çok değil 25 yıl önce yeni sol, üçüncü yol denen Yeni İşçi Partisi (New Labour) sürecinden ders almadık mı?
  • Kendi gerçeğimizi görmeyecek ve kendi birikimimize güvenmeyecek miyiz?
  • Yüksek perdeden iktidarı ve düzeni eleştirmeye ve kendimiz dışındaki Sol’u suçlamaya devam mı edeceğiz?
  • En çok da, bu iktidara oy veriyor diye bütün suçu seçeneksiz bıraktığımız halka yüklemenin kolaycılığı ile kendimiz mi rahatlatacağız?
  • Ya da 80’lerde olduğu gibi kapitalizmin sunacağı yepyeni bir dünya düzeninde Sol’a verilecek yeni role razı mı olacağız?

Bu çözümsüzlükten çıkmak için kendi gerçeğimize dönelim ve sömürü düzenine karşı işçimizin, emekçimizin, halkımızın neler yaptığını anımsayalım.

Dünya, YDD’nin politikalarına karşı büyük bir sessizlik içindeyken;

  • İstanbul’da NETAŞ İşçilerinin 1986 grevini,
  • Kocaeli’nde SEKA Kamu İşçilerinin Eylül 1988 grevini,
  • İskenderun’ da İSDEMİR İşçilerinin 1989 grevini,
  • Zonguldak’ta Maden İşçilerinin Kasım 1990 grevini ve 4 Ocak 1991Büyük Madenci Yürüyüşünü,
  • Ankara’da Tekel İşçilerinin Aralık 2009 eylemini, unuttuk mu?

İktidarların yarattığı baskı ve korku ortamına karşı Halkın çağdaş yaşamı ve özgürlükleri adına Demokratik Laik Cumhuriyete sahip çıkmak için gösterdiği tepkileri de anımsayalım.

  • 14 Nisan 2006’da Ankara’da başlayan İstanbul ve İzmir, Manisa, Çanakkale, Marmaris ve Samsun’da gerçekleştirilen, kadınların ve gençlerin yoğun katıldığı Cumhuriyet Mitingleri,
  • 31 Mayıs 2013’de Taksim Gezi Parkında gençliğin yarattığı ve ülkemizin tamamına yayılan Gezi Direnişi.

RTE-AKP dünyada ses getiren bu tepkiler karşısında önce sessiz kaldı, sonrasında ise gittikçe artan bir şiddetle müdahale etti.

  • Yaratılan Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalar, 
  • Gezi Direnişi karşısındaki acımasız tavrıyla canlarını yitiren gençlerimizi karalama çabaları,
  • Sendikaları ve meslek odalarını (TMMOB, Barolar Birliği…) yok etme girişimleri,
  • Son dönemde kadına şiddeti protesto eden kadınlara karşı uygulanan şiddet… 

RTE-AKP iktidarının bu tavrı, sömürü düzeninin emekçilerin, gençliğin, kadınların ve aydınların birlikteliğinde değişebileceği gerçeğini doğruluyor. Egemenlerin korkusu da budur.

*****

Emek dünyamız haklarına, Halkımız da çağdaş yaşamına, özgürlüklerine ve Demokratik Laik Cumhuriyet’e sahip çıkma bilincine, birikimine ve isteğine sahip olduğunu göstermiştir. Ancak siyaseten sahipsiz kalmışlardır.

Sol siyasetin “bize oy vermeye mecburlar” anlayışıyla seçim dönemleri dışında Halktan ve Emekten kopuk siyaset yapma şekli demokrasimiz açısından yanlıştır, eksikliktir. 

Son dönemde ana muhalefetin Anayasa referandumunda (2017), Adalet Yürüyüşünde ve yerel seçimlerde kendisine destek veren Halkla, Emek-Meslek Örgütleriyle, Demokratik Kitle Örgütleriyle iletişimini ve birlikteliğini sadece seçim dönemlerinde kurması ve seçim sonuçlarını sadece kendi başarı hanesine yazması bu yanlışlığın sürdüğünü göstermektedir.

Bu koşullarda sol siyasetten, sol-sosyal demokrat partilerden beklenen, öznesi insan olan Halktan ve Emekten yana politikaları ortaya koymasıdır.

Sol siyasetsiz Demokrasi olmaz. Emeksiz ve Halksız da Sol siyaset olmaz.

*****

Demokrasilerde siyaset, emek-sermaye temelinde şekillenir. 

Kapitalizmin yarattığı bugünün düzeninde;

  • Sermaye, uluslar arası sermayedir. 
  • Emek tarafı ise tarlada ve sanayide, kamuda ve özel sektörde emeği ile çalışan işçiler ve memurlar, emekliler, esnaf, küçük işletme sahipleridir, Halktır.
  • Bu düzende emeği ile geçinen Halk, uluslar arası sermayenin müşterisi ve tüketicisi konumundadır. 

Halkın özgürlüğüne ve çağdaş yaşamına, Emeğin de hak etiği değere sahip olabilmesi demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile var olmasına bağlıdır.

Siyasete Sol’dan bakan tüm siyasi partilerin ve yapıların, kendisini demokrat, cumhuriyetçi, yurtsever, solcu… olarak tanımlayan tüm aydınların önce kendi aralarındaki duvarları yıkarak Demokratik Laik Cumhuriyet ortak paydasında bir araya gelmesi ve Emek temelinde Halkın tamamını kucaklaması gerekmektedir. 

Cumhuriyet Devrimimizin önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün 95 yıl önce söyledikleri bugün geçerlidir. 

“Biz, büyük bir devrim yaptık. Ülkeyi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. Birçok eski kurumu yıktık. Bunların binlerce taraftarı vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak gerekir. Ulusun ve devrimin içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için, bütün ulusalcı ve cumhuriyetçi güçlerin bir yerde toplanması gerekir.” (1925)

Sözün özü;

  • Cumhuriyet bir Devrim’dir, 
  • Cumhuriyet, saltanatla anlaşılarak ilan edilmemiştir,
  • RTE-AKP’nin hedefinde Cumhuriyet Devrimi vardır,
  • Cumhuriyet Devrimine sahip çıkmak hepimizin sorumluluğu ve görevidir.

M. Tevfik KIZGINKAYA

26.08.2020

Tevfik KIZGINKAYA | Tüm Yazıları
Hits: 340