Menderes

~ 04.06.2020, Ataol BEHRAMOĞLU ~

Menderes’in başbakanlığındaki Demokrat Parti yönetimi, benim ortaokul ve lise yıllarıma rastladı.

Aile büyüklerimiz seçim sırasında oylarını sanırım Cumhuriyet Halk Partisi’ne vermişlerdir. Fakat sözünü ettiğim yıllarda aile içinde siyaset konuşulduğunu anımsamıyorum.

Buna karşılık, Atatürkçü ve yurtsever olmak tartışmasız değerlerimizdi.

Altmışlı yıllara doğru (lise döneminde) yaşamıma edebiyat üzerinden hümanizm girecek, o da beni 60 sonrasındaki sosyalizme hazırlayacaktı.

Okulda da siyaset konuşulduğunu anımsamıyorum. Ne öğretmenlerden bu yönden telkinler geldiğine ne de biz öğrencilerin kendi aramızda siyaset konuştuğumuza ilişkin bir anı ya da izlenimim var.

Sadece (sanırım daha önce de sözünü ettiğim) tek bir anımı paylaşayım...

Bir dersimizde bir öğretmenimizin, o sırada o şehri ziyaret etmekte olan muhalefet lideri İsmet İnönü hakkında küçültücü sözler söylemesini yüksek sesle protesto ederek sınıfı terk ettiğimi şu andaymışçasına anımsıyorum. (Günümüzde bir gencin yedi yıl önceki bir tweet’i nedeniyle yargılandığını düşündüğümde, anlattığım olay nedeniyle başıma bir dert gelmemiş oluşunu; o günlerde -hiç değilse sıradan, günlük yaşamda- daha özgür ve korkusuz olunduğu sonucuna varıyorum.

***

Demokrat Parti döneminde işlenen suçlar, 27 Mayıs 1960 sonrasında bir bir ortaya dökülecekti.

Bunların en başında Kore Savaşı’nda Amerikan emperyalizminin yanında taraf olmamız gelir.

Yasaklı Nâzım Hikmet’in orada akıtılan kanların hesabını sorduğu şiirlerini sonradan okuyacaktık.

 Bugün Menderes’i demokrasi şehidi olarak göklere çıkaranlar, örneğin,

Kore’de Ölen Bir Yedek Subayımızın Menderes’e Söyledikleri” başlıklı şiiri okumalılar.

Bir başka büyük suç, İstanbul’da yaşayan Rum kökenli Türk yurttaşlarına karşı 6-7 Eylül 1955 tarihinde girişilen, ölümlere ve yaralanmalara da yol açan ve bu insanların her şeylerini geride bırakarak anayurtları Türkiye’den kovulmalarıyla sonuçlanan zorbalık, yağma ve çapul hareketinin örgütlenmesidir. 

Nâzım Hikmet’in vatan haini ilan edildiği, sola karşı 1940’larda başlayan baskı ve zulmün daha da şiddetlenerek sürdüğü 1950’lerin özellikle ikinci  yarısında, ülkenin tek parti ve tek adam diktasına sürüklenmekte olduğu hiçbir yalanın ve demogojinin örtemeyeceği gerçeklerdir.

Sözünü ettiğim lise öğrenciliğim döneminde radyolarda okunmaya başlananVatan Cephesi listeleri ise bıktırıcı can sıkıcılığıyla, şu andaki gibi kulaklarımda ve belleğimdedir.

O yılların Menderes’i de fotoğraflarındaki şık giyim kuşamı, özenle taranmış saçları, kibar ve uygar görünümüyle bağdaşmayan söylevlerindeki suçlayıcı sözleri ve ses tonuyla yine şu andaymışçasına belleğimdedir...

Siyaset insanlarına (ve genellikle insana) bakarken sözler kadar onları söyleyen kişinin bireysel özelliklerini de gözlemleyip hissetme gibi bir özelliğim o yıllarda da olmalı ki 1960’lara yaklaşan bir süreçteki Menderes’te, bir sıkışmışlığın çırpınışlarını hissettiğimi ve içimde ona karşı bir acıma duygusu uyandığını itiraf ederim...

***

Yassıada duruşmalarında, kibar, fakat fazlaca aşağıdan alışları da sanırım pek çok kişi gibi bana da üzüntü verici görünmüştür. Tutukluluk günlerinde aşağılandığı, hakarete uğradığına ilişkin söylentiler ne ölçüde doğru, ne ölçüde abartılıdır bilemem. Fakat hiçbir biçimde ve ölçüde kabul edilemez. Yürürlükteki ceza yasasına göre verilen idam hükümlerinin uygulanmasının ise darbe hukuku bakımından açıklanması olsa bile, insani ve vicdani bir açıklaması olamaz.

***

Benim için 27 Mayıs darbesi bir devrimdir. Kimliğimi, o devriminin sonucu olan 1961 Anayasası’nın sağladığı özgürlük ortamına borçluyum. 

Bunu da yüksek sesle dile getirmekten onur duyarım. Günahları ve sevaplarıyla tarihe mal olmuş bahtsız bir siyasetçinin adını kullanarak kendi suçlarını örtmek isteyenlerin çabaları ise boşunadır. Tarih, kimi kez geriye doğru gidiyor görünse de asıl ve temel gidiş hep ileriye doğru olmuştur.


Ataol BEHRAMOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 823