Virüsle mücadele bahane; belirsizlik, para cezaları ve şiddet şahane!

~ 28.05.2020, İhsan Çaralan ~

İki gün sokağa çıkma, sonra 5 gün çık!

Olmadı, 19 Mayıs Bayramı’nı ve Şeker Bayramı’nı değerlendir; haftada 4 gün sokağa çıkma 3 gün çık! Sokağa çıktığın günlerde de AVM’lere git, berbere-kuaföre de git ama deniz kıyısına, parklara, kırlara gitme! Gidersen cezayı yersin!

Hele 20 yaş altı ve 65 yaş üstündeysen, size haftada birkaç saat sokağa çıkma izni veriyorsak, bu iyiliğimizi de unutmayın!

Toplumun böyle; “yat kalk”, “hazır ol rahat”la başı döndürülürken, bu tabloya yukarıdan bakan majesteleri her halde; “83 milyonu bir emrimizle nasıl askeri bir disiplinle yatırıp kaldırıyoruz. Demek ki bizler sıradan faniler değil bu sürüyü gütmek için seçilmiş kişileriz!” diyerek egolarına ego, kibirlerine kibir ekliyorlardır!

BELİRSİZLİK, UMUTSUZLUK VE ÇARESİZLİĞİ BESLİYOR

Tabii bu yasak ve sınırlamalar, sanki vatandaşı gözetme amaçlıymış gibi, adım başı kontrollerle ve her gün yenileri eklenip eskileri değiştirilerek sürdürülmektedir.

Evet koronavirüs (Covid-19) gibi son derece tehlikeli, çok kolay yayılan bir salgınla karşı karşıyayız. Bunda elbette izolasyon, maske takma zorunluluğu, “Evde kalma”, “fiziki mesafe”, “hijyen”, “karantina”...gibi sosyal yaşamı sınırlayan, gerek tıp bilimi gerekse salgınlara karşı mücadelenin birikiminin gerektirdiği sınırlamalar ve yasaklar olacaktır. Ancak bunların sadece yasak olması değil virüse karışı mücadelede “Sonuç alıcı” olması, bunun gerektirdiği “Kapsayıcılıkta” olması da gerekir. Örneğin “Herkes evde kalsın”, “Hayat eve sığar” derken milyonlarca işçi hiç de ciddi önlemler alınmadan fabrikalarda çalışmaya zorlanıyorsa, üstelik bu da

“Kâr-zarar hesabı” üstünden yapılıyorsa, elbette ki her aklı başında vatandaş, “Bu nasıl yasak” diye düşünüp, yasakların sadece virüsle mücadele ile ilgili olduğundan şüphe duyacaktır.

Tıpkı maske dağıtımını iki ayda bile yapamayıp sonunda “Parayla satılan bir nesneye” dönüştürmeleri gibi; yasak kararı alanların aldıkları kararların arkasında ne kadar durdukları da giderek daha çok tartışmalı hale gelmektedir.

Bu sınırlamalar ve yasaklar dönemi daha ne kadar sürecek belli değil.

Bir yandan ilgili kişiler “Virüsü yendik, biraz daha sabır” derken, bilim çevrelerinden de “Daha katedilecek çok yol var. İkinci bir dalga ihtimali az değil” açıklamaları gelmektedir. Yani süreç daha belirsizdir.

Bu, tuzu kuru çevreler için önemsiz görünse de elbette ki işsizler, işleri var görünse de geçim sıkıntısı içindeki emekçi kesimler için endişe kaynağıdır. Çünkü bu belirsizlik, yarın çocuklarının aç kalıp kalmayacaklarını, virüsten sonra yaşamlarının az çok sürdürülebilir olup olmayacağını tartıştıkları, çaresizlik ve umutsuzluğun beslendiği kaotik bir aşamaya da işaret etmektedir.

KIPIRDAYANA PARA CEZASI!

Ama çalışmaya zorlanan işçiler dışında, sosyal yaşamın had safhada sınırlandığı bu belirsizlik günlerinde iki şey çok açıkça görüldü:

Birincisi, kıpırdayan, yasaklara uymadığı tespit edilen her vatandaşa, 1100 TL ile 3 bin 150 TL arasında ağır para cezaları yazıldı İkincisi ise, bekçi ve polislerin vatandaşa karşı kullandığı “çıplak şiddet” tırmandı!

”Maske takmamak”, “Güvenli mesafeyi ihlal etmek”, “Sokağa çıkmak”, “Parka gitmek”, “Deniz kenarına inmek”...gibi yasakları ihlal ettikleri için her gün binlerce kişiye cezalar kesilmeye devam etmektedir.

Örneğin son 4 günlük sokağa çıkma yasağı sürecinde, yasakları ihlal ettikleri gerekçesiyle 47 bin 831 kişiye ceza kesildiği açıklandı. Henüz elimizde toplam bir rakam yok ama koronavirüse karşı mücadele sürecinde yüz binlerce kişiye, yukarıda ifade edilen ağır para cezaları kesildiği kesin! Büyük çoğunluğu işsiz, dar gelirli, 1100 TL ya da 3 bin 150’TL’yi bir arada göremeyen bu insanlara, yarın “Ödeme emri” gönderileceği, olmadı “haciz”e varan işlemler yapılacağı da şimdiden bellidir.

Ve şimdilik vatandaşın elinde sadece bir kağıt parçası olarak görünen şeyin gerçekte pek çok vatandaş için zaten çökmüş olan aile ekonomisine nasıl yeni bir darbe olacağı o zaman açıkça görülür hale gelecektir.

POLİS SİDDETİ EVLERİN İÇİNE KADAR GİRDİ

Birer birer kişileri “yasak ihlali” ile cezalandıran iktidar, özellikle CHP’li yerel yönetimlerin yoksul vatandaşlara yaptığı “nakdi” ve “gıda” yardımlarını, “Her yardım isteyenin doğru söyleyip söylemediği araştırılarak yardım yapılmalıdır”a bağlayarak fiilen imkansız hale getirmektedir.

Daha virüsün ortaya çıktığı günlerde belediyelerin bağış kampanyası yapmalarını yasaklayarak yoksullara yardım yapmasını engelleyen iktidar, şimdi de belediye meclislerindeki AKP-MHP çoğunluğuna dayanarak, belediyelerin yardım dağıtmasını fiilen engellemeye yönelmiştir.

Öte yanda koranavirüsle mücadele süreci, polis ve bekçilerin yasakları ne kadar çok sevdiklerini, yasakları uygularken şiddete başvurmayı para cezası yazmak kadar sevdiklerini göstermiştir.

Bunun son örneklerini, üstelik de bayram günlerinde Edirne-Keşan’da ve Tekirdağ’ın Çorlu ilçelerinde gördük.

Polis, gazıyla, copuyla evlerin bahçesine kadar girerek yasaklara uyup uymamayı “Denetlemekle” kalmadı, yaralıları almaya gelen ambulansları geri çevirme yetkisini kendisinde bulduğunu da gösterdi.

Olanlara bakınca insan, “Virüse karşı mücadele bahane; yasaklar, cezalar, polis şiddetine meşruiyet arayışı şahane” demekten kendini alamıyor.

https://www.evrensel.net/yazi/86433/virusle-mucadele-bahane-belirsizlik-para-cezalari-ve-siddet-sahane

İhsan Çaralan | Tüm Yazıları
Hits: 209