Ölüm de çiçek açar... Ve ölümsüzlük o çiçeğin balıdır

~ 13.07.2011, Nihat BEHRAM ~
“Bir mezar yontun bana dostlarım
Ozan için
Taştan ve düşten
Suyun ağladığı bir çeşme üstüne” (*)
Bozulmayan tek gıda baldır. Bin yıl da geçse özünü, özelliğini korur. Kuşkusuz ki, insan eli değmemişse; peteğinden, nektarına dek arının hüneriyle yoğrulmuşsa. Bir gramı için binlerce çiçeği sağar da gelir arı. Bir gramında bile binlerce çiçeğin tadı halaya durur. Bozulmaz olan budur: Çiçeğin balda halaya durması. Ayın denize vurması. Irmağın yolunu bulması. Bebeğin büyürken merak ettiği her şeyi bir bir sorması. Toprağa düşen çekirdeğin filizlenmesi. Baharın hep genç olması.
Evet, evet bahar gençliği, yani ölümsüz olanı tekrarlar. Çiçeği, filizi, tomurcuğu, sevinci, umudu, inceliği, direnci... Baharda dal gizlidir, dalda çiçek, çiçekte bal, balda halay, halayda birbirine eklenerek büyüyen ırmaklar, ırmaklarda denize ulaşmanın öyküsü. İşte o öyküde ölümsüzlük gizlidir. Ve öldürülemez olan o gizdir. O giz, sürekli gençliğini tekrarlayan baharın kız kardeşidir, boyun eğmez dorukların yoldaşıdır. Irmağın akışı, tomurcuğun bakışı, incelik, haklılık, hayattan sağılan sevinç, insan olmanın bileğitaşıdır.
İnsanla birlikte anlatılagelen bir tarihi var bu öykünün. Bu tarihte zaman kimini küflendirmiş, paslandırmış, kimini ışıl ışıl göğe yaslandırmış; bu tarihte zaman kimini cüceleştirmiş, kimini yüceleştirmiş; bu tarihte zaman kimini lânetle süründürmüş, kimini onurla, coşkuyla, gururla övündürmüştür.
İşte böyle bir öyküden bakıyor bize Lorca. Onu ölümle boğmaya çalışanlar, geçen zaman içinde küle dönüp, pasa dönüp, ise dönüp döküldüler öyküden. Lorca ise, arılarla portakal çiçeklerinde dolaşıyor. Peteği yüreğimiz. Doruklarda ışıltısı, ırmağın köpüğünde hızı, yıldızlarda yüzü var. Aşklarda nazı, acılarda izi var... Ölümsüzlük bu değilse, başka nedir?
Kara kafalı, kara ruhlu, kara seslileri korkutan bir ışık gizliydi Lorca’nın yüreğinde. Çiçeklerden yansıyan bir ışıktı. Arıları çağıran bir ışıktı. Dallardaki, doruklardaki kıvılcımın ikizi bir ışıktı. Irmağa dönüşen bir ışıktı. Özünü araya araya, nedenini sora sora kırlarda, halkının bağrında büyüdü Lorca. Acının dizini dövdü, sevincin izini sürdü, filizin nazını sardı, mazlumun diliyle seslendi, zalime öfkeyle beslendi. Demek ki doğduğunda Granada’ya düşen kıvılcımdı yüreği. Kıvılcımken yangın olup ilden ile, dilden dile harlaması başka nasıl açıklanır?
Onun bu özelliği, kara kafalı, kara ruhlu faşistlerin ondan duydukları korkuyu da açıklar. Aydınlıkla karanlığın, incelikle kabalığın, mazlumlukla zalimliğin çatıştığı tarih böyle yaşanageldi. Lorca’yı bir gece karanlığında alıp götürenler, götürüp gün ışımadan öldürmekle ondaki ışığı söndüreceklerini sandılar. Che’den, Ape Musa’ya dek insanlık tarihi boyunca binlercesini işledikleri cinayetten birini de Gırnata’da Lorca’yı kurşuna dizerek işlediler.
Toprağa düşen şey et ve kemik değil, inceliğin çekirdeğiydi. Toprağa düşen şey ayın şavkıydı. Dorukların direnci, ırmağın köpüğü, ışık, kıvılcım, mazlumun kahrı, limon kokusu, haklılık, mandalin çiçeği, buğday, nar, şarkılar, içleniş, özlem, merak ve rüzgârdı toprağa düşen şey.
“Cinayet Gırnata’da İşlendi”. İşlendi işlenmesine de, benzeri bütün cinayetlerde olduğu gibi, katillerin hesapları yine tutmadı. Nasıl tutsun? Rüzgârı zincirlemek mümkün mü? Irmağın akma, tohumun yeşerme, yağmurun yağma, sevincin ışıldama hevesini dindirmek mümkün mü? Acının uğuldama, haklının gürüldeme, gökte yıldızların ışıldama ateşini söndürmek mümkün mü?
Lorca, düştüğü yerde ikizleriyle buluştu. Baharın tazeliğiyle, tomurcuğun körpeliğiyle, rüzgârla, ışıkla, incelikle, mazlumun gözyaşıyla, ırmağın akışıyla, dağların bakışıyla buluştu. Buluştu ve daha harlı tutuştu.
Gırnata’da işlenen cinayet bir anda yeryüzünde uğuldadı. Çünkü acısı, Neruda’nın, Alberti’nin, Nâzım’ın, Machado’nun yüreklerinde yangına dönüştü. Acısı göğün yıldızıyla yarıştı. Halkın katillerine duyulan nefret okyanus dalgalarına erişti. 19 Ağustos 1936 da öldürüldüğü gün su ağladı. Doruk ağladı. Işık ağladı. İncelik ağladı. Haklılık ağladı. Sevinç ağladı. Ay ağladı. Limon yaprağı ağladı. Hayatı yüreğiyle dinleyen insan ağladı. Tümünün gözyaşında çağlayan şey ölümsüzlüktü.
Machado, taştan acıyı düşün kanatlarıyla taşıyan bir mezar yontmalarını istedi dostlarından bir çeşme üstüne, ağlayan suyun gözyaşları “Cinayet Gırnata’da İşlendi” diye sonsuza dek çınlasın diye. Böyle düştü tarihe cinayet mahalli ve katillerini. Suyun ölümsüz akışkanlığıyla.
Lorca öldürüleli 75 yıl oldu. Katiller ilerleyen zaman içinde cüceleşti; pasa, küle döndüler. Machado’nun, taştan acıları öfkeyle eşleyen düşten kuşu ise günden güne devleşen duygusunu saça saça uçuyor üstümüzde. Rüzgârın ölümsüz kanatlarıyla. Öyle ölüm böyle çiçek açar işte. Ölümsüzlük de o çiçeğin balıdır.
(*) Antonio Machado’nun “Cinayet Gırnata’da İşlendi” şiirinden.
behram-karikatur.jpg
Nihat BEHRAM | Tüm Yazıları
Hits: 2255