Taşları dökmek

~ 14.12.2015, Aydemir GÜLER ~

Perşembe günkü yazıdan, solun tasnifinden devam edebilmek için biraz daha eteklerimdeki taşları dökmem gerekecek.

Ben taşları döktüm diye bir şey olacağından değil. Zaten aşağı yukarı söylemiş oldum; komünist sınıf siyasetinin “tekleşmesi” şu anda yalnızlaşma anlamını da barındırmaktadır ve yol aldıkça, solda birileri uzaklaşmalı, başkaları yakınlaşmalıdır. Her politik açılım veya hamle yeni bir dizilimi beraberinde getirmelidir, getirir.

Yoksa yalnız yaşanmaz. Siyaset paylaşmaktır bir bakıma. Yalnızlık paylaşılmayacağına göre…

Taşların ağırlığı altında bir şey paylaşamazsınız. Bazı defterlerin iyice kapatılması lazım ki…

*             *             *

Ankara katliamının yaşandığı gün olayın kendisi kadar şok edici bir şey de, saldırının siyasi muhataplarının alttan alma eğilimiydi.

Bunu anlayabiliyorduk. Anlamak istemiyorduk.

Ben o günün akşamı Beyoğlu’ndaki protesto yürüyüşünde anlamak zorunda kaldım. İlericilerin maruz kaldığı en ağır saldırının, tarihin en güçlü tepkisiyle karşılanmasını beklemek belki saflık olurdu. Ama yine de, baskın motivasyonun birkaç saat önce ağır saldırıya uğrayan solculuğun tepkisi değil de, Kürt ulusallığı olması normal midir? Sol “provokasyona gelmeyelim” biçimindeki sağcı veya pasifist ezberi içine iyice sindirmiş miydi? Yoksa bombanın yaydığı ısı soldaki erimeyi hızlandırıp sıçratmış mıydı? O gece Türkiye solu İstiklal Caddesinde bir bomba daha yemiştir.

Açıklaması var.

Türkiye ilericiliği Kürt hareketinin içinde eylem gücünü yitirecek ölçüde erimiştir. Ne gerek var ki? Kürt hareketinin kitle açığı yok ki!

Bundan daha önemlisi, Türkiye ilericiliği Kürt hareketinin parçası olarak, siyasetini herhangi bir toplumsal kesime anlatma imkânını yitirmiştir. Ne anlatacaksın, nasıl anlatacaksın? Toplum etnik/ulusal bir duyarlılık ayrışmasına uğramış ve sen de bu ayrışmaya meydan okuyarak başka bir saflaşma yaratmayı denemek yerine, mevcut yakalardan birini seçmişsin. Ötekini seçmek konu dışı. Ama seçiş yapmanın kendisi solun iflası. Bu tercih nedeniyle “sözünü” ancak Kürt yakasına anlatabilirsin ve aslı varken oraya bir şey anlatman gerekmiyor. Solda eyleme gerek olmadığı gibi söze de gerek kalmamış!

Halk bombadan korkar. Siyaset korkuyu öfkeye, eyleme taşımak, ham ve hayvani halinden çıkartmanın aracıdır. Nereye taşıyacaksın? Siyasetin nabzının attığı noktalara sol doğrudan ulaşabiliyor mu ki?

Ankara bombası çok ağırdı. Sonuç yalnızca ölü ve yaralılar değildir ve sayıların anlatabileceğinden, ağlatabileceğinden çok daha ağırdır…

Sadece solun Kürt ittifakı içindeki kesimlerinden söz etmiyorum. CHP katliamla kendisi arasında bağ kurulsun istemiyordu belli ki. Malatya’dan topluca gelen gençlik kolları üyeleri de olmasaydı… Ne acı! CHP içinde sol bir devinimin önü kapalı, demiştim. Bu, ahlaki olarak da böyledir. Şehit edebiyatı yapsın, asla demem; ama ölülerine sahip çıkamayan mücadele mi olur!

Meğer o ilk akşam da anlamamışım! Katliamın üstünden birkaç gün geçti ve Ankara mitinginin resmi düzenleyicisi kurumların İstanbul’daki uzantıları tören için bir hastane bahçesine randevu verdiler. 1970’lerin sonlarında çok gidilirdi. Cenazelerimizi morgdan alırdık… Bu sefer öyle değilmiş, morgda kimse yokmuş. Hastane kapısı Tomalarla kapatılınca dışarı çıkmak da zaten imkânsız hale geliyormuş… Öylesine gitmişiz işte…

Bütün bu tuhaflık teknik bir hata değil, politik bir çöküştür. En büyük katliamdan sonra organizasyon sorumluluğunu üstlenenler “hastane bahçesine gaz atmazlar hocam” şeklinde akıl yürütmüş olmalılar.

Solun enerjisini emip soğuranların hepsi Hasip Kaplan gibi Barzani üstünden MİT aklaması yapacak değil ya. Bazıları da Demirtaş gibi Kürt hareketi içindeki Erdoğan sevicilere veriştirecek… CHP’nin geleneği böyledir zaten. Ki, isteyen istediği kulptan tutabilsin!

Taşlar dökmekle bitti mi? Hayır. Ama hakkında konuştuğumuz bu solculuk türü kesinkes bitti.

 

solhaber

Aydemir GÜLER | Tüm Yazıları
Hits: 510