Müjdeler olsun; kapitalistler istihdamı arttırma konusunda anlaştılar(!)

~ 20.11.2015, Bülent SOYLAN ~

(G)rup 20 ya da kısaca G20 diye anılanların geçtiğimiz hafta sergilenen “şov”unu kısmen de olsa izlemiş olmalısınız.
Öyle ya, TRT’nin çocuk kanalında bile naklen yayınlandığına göre görmeyen “bırakılmamış” olmalı…
Kim bilir, o ekrandan daha çok çizgi film izlemeye koşullanmış çoluk çocuk bir ara karşılarında amcaları görünce nasıl da şaşırmışlardır.
*
İşçiler, kadın, kalkınma, terör gibi Dünya sorunlarını “görüşmeye” 1000 kişilik heyeti, 14 kamyon eşyası ve 65 lüks Mercedes ile gelen ve onları da yeterli bulamayıp 400 tane de Türkiye’den kiralayan haşmetli Suudi Kralı’nı duyup; bir ara ekranda bizim Cumhurbaşkanımız konuşurken onu kulaklıksız yani doğrudan bizim dilimiz Türkçeden ve sakız çiğneyerek “dinleyen” Obama’yı görünce; doğrusu buradan pek bir şeyler çıkmayacağını düşünüp günlük işlerime bakmıştım.
Daha sonra, dur bakalım; pek derde deva şeyler çıkmayacak olsa da gelişmeleri gözden kaçırmayalım diye “sonuç bildirisi”ni okuduğumda çok da haksız olmadığımı anladım.

Hani fıkrada doktor yaşlı hastasına “sen de söyle” demiş ya; Aynı hesap…
Orada söylenenler, Dünya’nın sorunları üzerine dile getirilen “temenniler” bunları dile getiren katılımcıları “bağlamasa” da o 27 maddelik sonuç bildirisinde neler yoktu ki?
Bildiride:

- Terörizmin finansmanıyla başa çıkmak için kararlılığımızı sürdürüyoruz deniyor ama katılımcılardan Putin “G20 içinde de bunu yapanlar var” deyip buna inanmadığını açık ediyordu.
.
- “Yolsuzluğa bulaşan görevliler ile onları yolsuzluğa bulaştıranlara koruma sağlanmaması ile varlıklarının geri verilmesini destekliyoruz.” deniyordu ama bunun kimselere pek de inandırıcı gelmediği tartışılamazdı bile.

-Daha fazla ve daha kaliteli istihdam oluşturacağız” deniyor ama küresel ticaretin önünü açılmakla önce bizdeki istihdamın baltalandığı gerçeği göz ardı ediliyordu.

-Gariban Afrika ülkelerinden, az gelişmişlikten söz ediliyor ama diğer taraftan amacı kalkınma değil küresel finansman meseleleri olan IMF’e, Dünya Bankası’na selamlar gönderiliyordu.

-Hem kadınların işgücüne daha fazla katılmasından yanayız deniyor ama kadını eve kapatan, yüzünü peçeyle örttüren Suudi Kralı’nın buna hiç de katılmayacağı gibi herkesin gördüğü bir gerçek sanki bilinmiyormuş gibi davranılıyordu.

-Dikkat edilirse Zirve’de bir gündem de yoktu. Hani bazı arkadaş toplantılarında “sen de ya şarkı söyle, ya şiir oku, olmazsa fıkra anlat sıran gelince” derler ya. Gündem yani üzerinde tartışılacak bir konu olmayınca, konuşulanlarda bağlayıcılık bulunmayınca; herkes kendisi inanmasa da usulen “kulağa hoş gelen şeyler” söylemeye çalıştı. 
-Falan, filan…

Bence, bir yerde de okuduğum gibi bu iş adeta “Yirmiler Grubu”nun “her sene birimizde toplanalım” dedikleri ve bu yıl sıra bizde olan hanımların “altın günü” benzeri uygulamalarından biriydi. 
Dolayısıyla iki günlük “mesai”den sonra hazırlanan sonuç bildirisindeki en somut, en inandırıcı belirleme, “gelecek yılki altın gününün Çin’de yapılması”na karar verilmiş olmasıydı.
*
İşin bir ilginçliği de, bu havalardan epeyce etkilenmiş olacak ki, bizim en zenginimizin de çıkıp “Eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalizmin ortadan kalkması gerekir. Ben en azından eşitsizliğin minimum seviyeye indirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Asıl sorun kapitalizmdir” demesiydi.

Gerçi G20 kararları bağlayıcı değildi ve orada söylenenler orada kalacaktı ama, her nasılsa öyle olmadı, bu söylem haber oldu. Şimdi sayın işadamımız, elini tutan kimse olmayacağına göre herhalde zirve dönüşü ilk fırsatta fabrika ve işyerlerinde çalışan ve kendisine inanan bütün işçilerine bu sözün hakkını verecek “okkalı” bir zam yapmıştır diye de düşünüyorum. 
Bir izleyelim bakalım hemen şimdi olmasa da arkası nasıl gelecek?
*
“Zirve” gibi bizlerin haddini aşan yüksek yerlerden aşağılara iner ve bunları hayatın akışı içinde düşünürsek; aslında bu işlerin günlük yaşamımızdaki hali hiç de oralardaki “muhabbetle” bağdaşmıyor. 
Biz bu çok derin konuları bir kenara bırakıp meselenin sadece bir yönünü “istihdam” meselesini ele alalım şimdi.

1.Bizim ve Dünya kapitalistlerinin bir yandan kapitalistliği, diğer yandan istihdam meraklısı olmaları, “ölü gözünden yaş beklemek” gibi ikisi bir arada düşünülemeyecek ayrı konulardır.

İstihdamı samimi olarak dert edenler, işçinin her şeye rağmen iş bulmasını ve önce onların karnının doyurulabilmesini amaçlarken, “kapitalistler” tanımları gereği sadece “kapitallerinin ne kadar artacağını” düşünürler. İşçilik onlar için ham madde, enerji, vs gibi sadece bir “maliyet unsuru” olduğu için hem kapitalist hem istihdam taraftarı olunamaz.

“Olur olur” derseniz tabii ki olur ama o zaman da bunu yapanlar “kapitalist rekabet”te geri düşeceği için bir süre yerinde sayar daha sonra da kendini tüketir. 
“Bak, ama falan yapıyor mu diyeceksiniz? 
O gördüğünüz bu tanıma girmez, yapıyorsa kapitalist falan değil; bildiğiniz “esnaf”tır.

2.Bir kapitalistin çıkıp “Eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalizmin ortadan kalkması gerekir” demesi iki ihtimali akla getirir: Ya “latife beyanı”nda bulunuyordur, -ki bunun hukukta yeri vardır, mahkemede dahi, bunu sırf hoşluk olsun diye söylediğini ileri sürülebilir- ya da bir ara kulaklarınızı yıkatmakta fayda vardır.

Aksi halde bu dünya kapitalistleri toplantısında söylenen bu söz “zirve”nin ciddiyetiyle, işleviyle bağdaştırılamaz. Zaten böyle bir niyeti olan “Şu asgari ücret artışı farkını bırakın biz ödeyelim, arttırın şu Kurumlar Vergimizin oranlarını, bir yük gelecekse işçinin ücretine, halkın sırtına yüklenmesin, biz kapitalistlerin sırtına bindirilsin” der ve iki arada kalmış hükümeti de rahatlatırdı.

3.Bir ülkede istihdamın arttırılabilmesi, ancak üretimin arttırılabilmesi ile olur. 
Çünkü istihdam demek “üretime katılmak”, “üretilen malın içinde yer alan emek” demektir.

Üretim artmadan istihdam artışı da olsa olsa “kalem oynatmakla” sağlanır.
G20’de Dünya ticaretinin önünü açacağız deyip kendi piyasanıza yedi düvelin malının yığılmasına çanak tutarsanız, korumasız kalır, ekonominizin üretime geçme kabiliyetini yok edersiniz. Coşturduğunuz ithal malları sizinkiler boşta gezerken ancak başka ülkelerin işçilerinin istihdamına yarar. 
Küresel sermayenin “önü daha çok açılsın” dediği ticaret ne tarafa doğru genişlerse işsizlik de o taraflarda genişler.

4.Dünya kapitalizminin istihdam konusunda timsah gözyaşları dökmesi, işsizlere acıyıp onlara destek olmasından değil, artan işsizliğin giderek kendi rahatlarını kaçıracağından, yürüyüp giden düzeni bozacağından endişelenmelerindendir.

Ancak, sorun kendi takdirleri değil de kapitalist “sistem”in işleyişinden kaynaklandığı için, kapitalistçe yakınmalar da, kapitalist reçeteler de, az kazanalım sözleri de çözüm getirmez. Bu “dilekler” ancak gördüğü rüyayı hayra yoran, kapitalizmin kapitalistler eliyle de emeğe saygılı, istihdamı kollayıcı olabileceğini “hayal eden” bazı saftirikleri mutlu eder, onlara methiyeler düzme fırsatları yaratır.

Kapitalist sistem emeği bir “girdi” olarak gördükçe, onun kendisine daha pahalıya mal olmasını kabul edemez. Hiçbir zaman on kişinin yaptığı işi sırf işsizlik azalsın diye onbir kişiye gördürüp kendi eliyle maliyetlerini yükseltemez, dolayısıyla kendisinden sistematik olarak kazancını düşürmesi beklenemez.

İşte bunlar bizim G20 zirvesinden ve bu çerçevedeki gelişmelerden çıkardığımız kendi sonuçlarımızın bildirisidir. Ama yine de bu “zirve”den mutlaka bir şeyler çıkar; Suudi Kralı, Amerika ve Dünyanın diğer büyük güçleri küresel ticaretin önünü açacağız ve sizin istihdamınızı arttıracağız dediyse mutlaka arttıracak ve emekçilere yeni iş imkanları yaratacaklardır diyenler varsa, onlara da;
“Hadi yine iyisiniz, müjdeler olsun” deriz.

 

Bülent SOYLAN | Tüm Yazıları
Hits: 641